Asla "Asla" Deme!
Asla "Asla" Deme!
"Asla yapmam" dediğiniz şeyler, gün gelir en büyük hikâyelerinizin başrolü olur.
İlkokul yıllarımdı... Mahallede arkadaşlarım bahçelerdeki ağaçlardan meyve "çorlardı". Kimin bahçesinde hangi ağaç var, hangisinin meyvesi daha tatlı; tüm envanter herkesin aklındaydı. "Çorlamak"; yani bir şeyi sahibinin izni olmadan almak... Muhtemelen mahalleli her şeyin farkındaydı ama çocuk olduğumuz için kimse ses etmiyordu.
Arkadaşlarım bu operasyonlara çıktığında ben mahallede kalırdım. Çünkü evden bana "asla" böyle şeyler yapmamam gerektiği sıkı sıkıya tembihlenmişti. Ancak bir gün, çorladıkları meyveleri kendi aralarında paylaşırken beni dışarıda bıraktılar. "Sen yapmadın ki..." dedikleri o gün, ben de ilk "çorumu" yapmaya karar verdim. Benim "asla" ile tanışmam ve o büyük yeminimi bozmam işte o gün başladı.
İnsanoğlu her şeyi yadırgamaya çok müsait.
Oysa yadırgadığı şey kendi başına geldiğinde, kalbine o sızı bir kez düştüğünde insan kendi kendine fısıldıyor: "Garipsediğim o şey, benim de başıma geldi." Muhteşem bir ihtişama sahip olan Titanic gemisinin o meşhur "asla batmaz" dedikten sonraki hazin sonunu hepimiz biliyoruz. Eskiden ne zaman büyük konuşsam, sanki bulutların arasından bir tokmak inecek de kafama vuracakmış gibi hissederdim. Aslında burada ne bir şeyi çağırmak var ne de yüksek bir gücün bizi cezalandırması... Mesele, hayatın kendisi.
Her durum kendine özeldir ve ancak kendi içinde değerlendirilebilir. Dışarıdan bakıldığında bize çok "abes" gelen olaylar, biz işin içine girdiğimizde ne kadar da normalleşir. Bakış açısı her şeyi değiştirir. Olayın dışındayken "asla" demeye ne kadar müsaitsek, doğru perspektiften ve olması gereken yerden baktığımızda her şey o kadar insani gelir.
İnsan ne kadar gençse, o kadar keskin ve sivri oluyor. Zaman geçtikçe o sivri yerlerimiz törpüleniyor; "Her şey mümkün, her şey beşer için" demeyi öğreniyoruz.
O halde, siz siz olun; asla "asla" demeyin. Çünkü hayat, sonunda bizi en büyük "asla"mızla selamlamayı çok sever.
Her şey insan için...
