Sol Kroşe

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Sol Kroşe

Sol Kroşe

Hayatın akışına bazen öyle bir kaptırırız ki kendimizi, her şeyin hep böyle stabil ve konforlu gideceğini sanırız. Fakat hayat, biz tam "Oldu bu iş, her şeyi çözdüm" dediğimiz o rehavet anında, gardımızın en düşük olduğu noktadan bir sol kroşe indirir. Bir yumruk bazen bizi kendimize getirir. Hepimiz hayatın o sert iniş çıkışlarına, beklemediğimiz virajlarına bir yerlerde rastgelmişizdir. Bazen çok rahat ettiğimiz, kendi rutinimizde akıp giden o hayatın içinde yediğimiz o tek yumruk, aslında bize bin nasihatten daha fazlasını anlatır. Çok büyük anlamlar çıkartırız tek bir darbeden; çoğu zaman koca bir senelik tecrübeye bedeldir o sarsıntı.

Peki, insanoğlu neden böyledir? Dikbaşlılığından mıdır, inatçılığından mıdır yoksa o bitmek bilmeyen keşfetme arzusundan mıdır bilinmez; bazen bir başkasından "deneyim" devralmak yerine, bizzat "deneyimlemek" isteriz. Ateşin yaktığını bilmek yetmez, parmağımızın ucunu o yalaza uzatıp sızıyı hissetmek isteriz. Deneyimlemek güzeldir elbet, ruhu büyütür; ama kabul etmek gerekir ki bedeli bazen çok ağır olur.

Kendi geçmişime dönüp baktığımda, özellikle 18’li yaşlarımda babamı hiç dinlemediğimi hatırlıyorum. O ne derse sanki bir görevmiş gibi tam tersini yapardım. O zamanlar bu bana bir özgürlük savaşı gibi gelirdi. Aldığım yanlış kararların, attığım hatalı adımların bedelini hep kendi cebimden, kendi ruhumdan ödedim. Tecrübelerimin bedeli gerçekten çok pahalıydı. Oysaki sadece biraz durup, tecrübe edilmiş bir söze kulak vererek, başkasının yaşanmış deneyimini hayatımda uygulayabilirdim. Ama yapmadım. Ben babamı kibrimden dinlemezdim; bir de tabii o gençlik ateşiyle harmanlanmış inatçılık vardı...

İşin sonunda, yıllar geçip o toz duman dağıldığında anladım ki; dinlemek ne kadar büyük bir erdemmiş. Başkasının geçtiği yoldaki çukurları ondan duymak ve o çukura düşmeden ilerleyebilmek ise muazzam bir konfor. O yıllarda yaşadığım her olumsuzluğu, sanki evren tarafından cezalandırılıyormuşum ya da işlerim hep ters gidiyormuş gibi algılardım. Oysa yaşadığımız her tokat, her sol kroşe birer öğretiymiş; bunu anlamam için aradan çok zaman geçmesi gerekti.

Bazı öğretiler ise öyle bir çırpıda bitmiyormuş, bir ömür sürüyormuş; bunu da özellikle son beş yılda kavradım. İnsan olmak, sadece nefes alıp vermek değil; çok zor ve ağır bir sorumlulukmuş. Kendi duygularına dürüstçe temas edebilmek, dışarıdan gelen tepkilere ego ile değil de sağduyuyla cevap verebilmek insan olmanın asıl öğretisiymiş.

Şimdi ne zaman hayatın o sert yumruklarından birini yesem, yere kapaklanmak yerine durup bir bakıyorum. Bu yumruk bana neyi göstermeye çalışıyor? Hangi yanlış hesabımı düzeltmemi istiyor? Gardımızı almak bizi kavgadan koruyabilir ama bazen o yumruğu yemek, bizi asıl kavgamızdan, yani kendimizle olan o bitmek bilmeyen çekişmemizden kurtarıp gerçeğe uyandırır.

Unutmayın, her yumruk kavga değildir; bazıları sadece "uyan" demek içindir.


 


 

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız