Gösterişli Merhamet: "Desinler" Adına Yaşamak

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Gösterişli Merhamet: "Desinler" Adına Yaşamak

Gösterişli Merhamet: "Desinler" Adına Yaşamak

Bir gün "desinler adına yaşamak" diye bir tabir duymuştum. İçeriğini biraz eşelediğimde, kendimde bu konu özelinde bir sürü şey yakaladım. Birilerinden onay almak, arkamdan "Helal olsun," desinler diye yaptığım ne çok eylem olduğunu hatırladım... "Desinler" adına yaşamanın içi, benim için böyle dolmaya başlamıştı.

Biri bana bir simit ısmarladığında, benim ona karşılık olarak kebap ısmarlamam bile buna dahildi aslında. Bazı şeylerin gizli kalması gerektiğini geç anlayanlardanım. Bugünlerde birine iyilik yaparken video çekenleri sosyal mecralarda sıkça görüyoruz, değil mi? Merhameti şova dönüştürmek, aslında sadece egomuza hizmet ediyor da farkında olmuyoruz. Birine hediye alıyoruz ama tüm dünya bilsin istiyoruz; bir yerlerde anlatma ihtiyacı hissediyoruz. Sebebi, o hediyeden çok daha büyük olan egomuz... Biz gerçekten vermek mi istiyoruz, yoksa sadece egoyu beslemek mi? Hiç buralara baktık mı? Hadi, biraz bakalım.

Merhamet mi, Ticaret mi?

Birine yardım ettiğinizde gerçekten onun karnını mı doyuruyorsunuz, yoksa kendi vicdanınızın açlığını mı bastırıyorsunuz? Eğer bir iyilik, yapıldığı andan çok anlatıldığı anda kıymet görüyorsa; orada merhamet bitmiş, ticaret başlamıştır. Muhtaç olanın mahcubiyetini kare kare kaydedip "Bakın ne kadar iyi biriyim," diye dünyaya servis etmek merhamet değil; başkasının çaresizliği üzerinden itibar devşirmektir.

Görünmez Bir Ego Operasyonu

Sokakta bir kediye mama verirken, bir ihtiyaç sahibine zarf uzatırken ya da bir cami avlusunda birinin elini tutarken kamerayı hazırlıyorsanız; o iyilik o an "öldürülmüştür." Gerçek iyilik sessizdir, gürültü çıkarmaz. Su gibi akar, yatağını bulur ve çekilir. Ama biz artık iyiliği sessizce yapamıyoruz; çünkü sessiz yapılan iyilik "puan" getirmiyor, takipçi sayısını artırmıyor, kimse bizi alkışlamıyor. Alkışın olmadığı yerde merhametimiz kuruyor.
Aslında bu, insanın kendi kendine oynadığı en büyük oyun. "İyilik yapıyorum," diyerek kendi kibrimizi besliyoruz. O muhtaç insanın yüzündeki hüzünlü ifadeyi, kendi "iyiliksever" profilimize fon yapıyoruz. Bu, merhamet değil; vicdanımıza aldığımız bir reklam alanıdır. Merhamet, birinin yarasını sararken o yarayı kanatmadan, o insanın onurunu ezmeden yapılınca değerlidir. Eğer o yardımın ardından bir "teşekkür" veya bir "alkış" bekliyorsanız, siz aslında yardım etmediniz; bir "minnet borcu" satın aldınız.

Sonuç: Sessizliğe Dönüş

Gelin bu hafta bir deney yapalım: Birine bir iyilik yapın ve bunu en yakınınız dahil kimseye anlatmayın. O iyiliğin ağırlığı sadece sizin kalbinizde kalsın. Göreceksiniz ki; anlatmadığınızda o iyilik daha çok büyüyecek, ruhunuzu daha çok doyuracak.

Çünkü gerçek iyilik; göründüğü kadar değil, gizlendiği kadar büyüktür.

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız