Mavi Şehrin Dijital Yalnızlığı: Bakışlar mı Ekranlar mı?
Mavi Şehrin Dijital Yalnızlığı: Bakışlar mı Ekranlar mı?
Muğla’nın o meşhur kış güneşini bilirsiniz; hani şöyle haftada bir-iki gün yüzünü gösterir de bizi hemen deniz kenarındaki o küçük kafelere döker... Elimizde bir kitap, karşımızda durulmuş bir deniz, masamızda dumanı tüten bir kahve. Ama etrafıma şöyle bir bakıyorum da; sanki hepimiz aynı yerdeyiz ama hiçbirimiz "orada" değiliz.
Dalyan’da tekne turuna çıkan tatilciyi izliyorum; Kral Mezarları’nın heybetini süzmek yerine, telefonun küçük ekranından en iyi açıyı yakalamaya çalışıyor. İztuzu’nun kumuna basan ayaklar, denizin serinliğini hissetmekten ziyade, sosyal medyada paylaşılacak o kusursuz fotoğrafın peşinde yoruluyor. Nicelik, niteliği çoktan tahtından etti. Kaç "beğeni" alacağımız, o anın ruhundan ne kadar beslendiğimizden daha önemli hale geldi.
Görüntülü Aramalar Mesafeleri Kısaltıyor mu, Yoksa Bizi mi Uzaklaştırıyor?
Eskiden bayramlar vardı; hani o üç gün boyunca kapı kapı gezdiğimiz, sofralarda diz dize oturduğumuz zamanlar. Bayramdan bayrama gördüğümüz akrabalarımızla bile o kopmayan bağın sıcaklığını hissederdik. Şimdi ise en yakınlarımızı bile bir ekranın arkasından, "görüntülü arama" soğukluğuyla izliyoruz.
Teknolojik olarak dev adımlar attık belki ama insanlık olarak sanki bir adım geriye düştük. Eskiden küçük tatil beldelerimizde herkes birbirini tanır, selamını esirgemezdi. Şimdi ise yan yana oturduğumuz kahvehanelerde bile başlar öne eğik, gözler o ışıklı camlara kilitli. Deniz aynı yerinde duruyor, güneş hala aynı sıcaklıkla doğuyor, doğa değişmedi; değişen biziz.
Eski Ben’i Aramak
Bu farkındalık canımı acıttıkça, kendime küçük sığınaklar inşa etmeye başladım. Artık eve marketten sipariş vermek yerine, bakkalla iki kelam etmek için dışarı çıkıyorum. Arkadaşımı görüntülü aramak yerine "Gel bir kahve içelim" diye randevu koparıyorum. Çünkü anladım ki, geçmişe duyduğum o özlem aslında sadece eski günlere değil; insanın insanla olan o saf, filtresiz ve aracısız temasına duyulan özlemmiş.
Bizim buralar kışın sakindir, huzurludur. Bu kış kendimize bir iyilik yapalım; o telefonu cebimize koyup, yanımızdaki insanın gözlerinin içine bakalım. İnanın, bir ekranın piksellerinden çok daha iyileştirici bir güç var orada: Gerçek bir gülümseme
