Takvimde Nisan, Ruhumda Portakal Çiçeği
Portakal çiçeği kokulu bir nisan sabahından herkese merhaba!
Nisan ayı Köyceğiz’de bir başka güzeldir... Portakal bahçelerinin kalbinde büyümüş bir çocuk olarak bana sorarsanız bu güzelliğin sırrı; nisanın sadece bir takvim yaprağından ibaret olmayıp, penceremi her açışımda odamı dolduran o baş döndürücü portakal çiçeği kokusunun ta kendisidir.
Nisanın başından ortasına kadar olan o kısa ama sihirli sürede açar portakal çiçekleri. Ülkemizin narenciye üretimine büyük bir katkısı olan Köyceğiz portakalı, kendine has lezzetli aromasıyla öne çıkarken; bembeyaz açan çiçeklerinin etrafa yaydığı büyüleyici kokusuyla da şehre cıvıl cıvıl bir bahar neşesi saçar.
Elbette bu kokunun hissettirdiklerini tam anlamıyla anlatabilmek mümkün değil; ancak daha önce portakal çiçeğinin kokusu ile tanışanların, o büyüleyici kokuyu şu an bu hissettiklerine eminim.
Portakal çiçekleri sadece kokusuyla bizi mest etmekle kalmaz. Neroli adı verilen ve çok kıymetli olan yağıyla kaliteli parfümlerde yer alırken, sakinleştirici özelliğiyle çay olarak tüketilir, en lezzetli haliyle de sofralarımızda reçel olarak yerini alır. Ayrıca arıların tadına bayıldığı bu çiçeklerden elde edilen Portakal Çiçeği Balı, açık rengi ve hafif narenciye aromasıyla dünyanın en kaliteli balları arasında gösterilmektedir.

Saf portakal çiçeği yağı elde etmek için yaklaşık 1 ton el ile toplanmış taze çiçek damıtılıp sonuçta sadece 1 kilogram kadar yağ elde edildiğini,
Eski zamanlarda Akdeniz kadınlarının sakinleştirici etkisinden faydalanmak için bu çiçekleri yastıklarının içine koyup öyle uyuduklarını,
Dünyanın en pahalı parfümlerinin %70'inden fazlasında portakal çiçeği özü bulunduğunu,
Portakal ağacının üzerinde aynı anda hem olgunlaşmış meyveyi (geçen yıldan kalan) hem de taze çiçekleri (gelecek yılın meyveleri) taşıyabilen nadir bitkilerden olduğunu ve binlerce açan çiçeğinden sadece %1 ila %5’inin meyveye dönüştüğünü
biliyor muydunuz?
Bir İmparatorluğun Aşk Sembolü:Kraliçe Victoria ve Portakal Çiçeği
Birleşik Krallık'ta 1837-1901 yılları arasında 63 yıl boyunca hüküm sürmüş, dünya tarihinin en güçlü kadın figürlerinden biri olan Kraliçe Victoria’nın portakal çiçeğiyle olan bağını daha önce duymuş muydunuz?

Kraliçe Victoria, 1840 yılında Prens Albert ile evlenirken o dönemdeki kraliyet geleneklerinin aksine, mücevherli taçlar yerine başına taze portakal çiçeklerinden yapılmış bir çelenk takmıştır. Bunun nedeni, portakal çiçeğinin o dönemde saflığı ve ağacın aynı anda meyve vermesinden dolayı ebedi aşkı ve doğurganlığı simgeliyor olmasaydı. Victoria’nın bu seçimi, beyaz gelinlik giyme geleneği ile birlikte tüm dünyaya yayılmış ve gelin çiçeği kavramını popüler hale getirmiştir.
Yani bugün tüm dünyada standart kabul edilen beyaz gelinlik ve gelin buketi geleneğinin modern mimarı Kraliçe Victoria’dır. Kraliçenin bu tercihinden sonra portakal çiçeği, 19. yüzyıl boyunca Batı dünyasında gelinlerle özdeşleşmiş; bu çiçeği takmak, aşkın saf ve kalıcı olduğunun bir simgesi haline gelmiştir. Dahası Prens Albert, ölümsüz aşklarının bir nişanesi olarak Kraliçe Victoria’ya evlilikleri boyunca portakal çiçeği formunda pırlanta takılar hediye etmiştir. Bu eserler bugün hâlâ Londra’da sergilenmektedir.
Herkes İçin Açan Bir Asalet
Kimine göre bahar neşesi, kimine göre bir kraliyetin ölümsüz aşk simgesi... Portakal çiçeği bugün Köyceğiz’in sokaklarında, bizim pencerelerimizin önünde hiçbir ayrım yapmadan hepimiz için aynı asaletle açıyor.
Ve şu sıralar bu kokuyu içe çekmenin tam vakti. Eğer bugünlerde yolunuz Köyceğiz’e düşerse, şehrin güzel manzarasını izlerken durup bu büyüleyici kokuyu derin derin içinize çekmeyi unutmayın.