Fenrir - Köyceğiz Masalı
**O akşam, kasabanın üstüne bir hatıra gibi indi.
Göle nazır bir kasabanın sokak aralarında esen rüzgâr, sanki görünmeyen birinin adımlarını prova eder gibiydi. Ve tüm rüzgarlar kasabanın kalbinde duran Musicista’nın eşiğinde dinlenirdi.
En güzel plakların çalındığı, konukların dünya kahveleri ile ağırlandığı Musicista’nın kapısından sızan ışık, yere düşmüyor, havada süzülüyordu. İçeri giren herkes o ışığın içinden geçerken bir şeyini dışarıda bırakıyordu: aceleyi, kaygıyı ve zamanı…
O akşam ışık biraz daha dikkatliydi.
Çünkü Fenrir isimli bir kedi kapının eşiğinde duruyordu.
Onu bu kasabaya getiren şey neydi bilinmez, zayıf bedeninde taşıdığı ruh başka bir yerden gelmişti. Gözlerinde, olmuş olanı değil, olacak olanı tanıyan bir sabır vardı.
İçerideki masalardan birinde Ephesus oturuyordu. Adı eskiydi. Kendisi de biraz öyle. İnsanların içinde değil, düşüncelerin içinde yürümeye alışmıştı. Bu yüzden midir bilinmez, önde açık duran kitabın sayfalarını hiç çevirmiyordu. Kalbi, uzun zamandır misafirsiz salonda kapalı duran bir piyano gibiydi: telleri sağlam, kapağı kapalı.
Fenrir de içeri girdi. Işık, onu görünce yer değiştirdi.
Kediler bazen bir yeri değil bir anı seçer. Fenrir o anı seçti. Ephesus başını kaldırdı. Fenrir ona baktı. Bu, iki yalnızlığın birbirini tanıması değildi. Bu, iki eski şeyin aynı kapıyı hatırlaması, tanışıklığıydı.

O sırada kapının eşiğinde bir başka gölge belirdi; Virtan.
Sadece yönünü arayan bir yabancı gibi şaşkın ve kararsız adımları vardı. Bu kasabaya geldiğinden beri her şey ona biraz yarım görünüyordu. Taşlar, sokaklar, insanlar hatta kediler... Sanki hepsi bir şey bekliyordu.
Virtan içeri adım attığında Musicista’nın duvarları hafifçe genişledi. Kimse fark etmedi. eski taşlar, yeni bir cümle kurulacağını hisseder miydi?
Fenrir başını kendine hala yer bulamamış olan bu yabancıya çevirdi.
Işık yine yer değiştirdi. Virtan ışığı takip etti…
Fenrir, uzun zamandır beklediği o saatin geldiğini anladı. Kalkıp Virtan'ın ayaklarının etrafında daire çizdi. Dokunmak ister gibi değil, mühürler gibi…
O anda kasabada küçük şeyler oldu:
Bir pencere rüzgârı kesmeyi bıraktı.
Bir saat yorgunmuş gibi durdu.
Bir lamba titremeyi unuttu.
Ephesus’un içinde uzun süredir kapalı duran piyano, kapağını araladı.
Virtan’ın içinde yön arayan pusula, ilk kez sabit kaldı.

Hiçbir kelime söylenmedi.
Hiç kimse gözlerini kaçırmadı
O akşam Musicista değişti. Işık yere indi. Artık havada asılı değildi. Virtan yalnızlığını vestiyere astı, soldaki masaya oturdu. Ephesus kitabını kapattı.
Bunlar sadece dünyanın, olması gereken şekle geri dönmesiydi.
Fenrir’in İnce gölgesi artık sokağın dışında kalmıştı. Bazı yaratıklar kapıları açmak için gelir derler ya, İçeri girmek için değil. Gerçekten o akşam, Musicista’nın içinde bir kapı açıldı. Kimse görmedi.
Ama kasabanın taşları, sabaha kadar sıcak kaldı.
-Custodisci l’amore, o Fenrir! -
