Rûzî Rûzgârî: Bir Aşk Kehaneti

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Rûzî Rûzgârî: Bir Aşk Kehaneti

"Ruzi rüzgâri" der Pers dili, evvel zaman içinde yaşanan bir olayı aksetmek isterken... "Rüzgâr" bildiğimiz anlamdan çıkar "ömür süresi" manasına bürünür. Hani şu esip geçen, hızına Hızır bile yetişemeyen "zaman" var ya... "Evvel zaman içinde" demenin bir başka masalsı dilidir ruzi rüzgâri...

O rüzgârlarda ne ölüler, ne diriler kaybolmuştur kim bilir. Şimdilerde her biri yoklamadan muaf. Her birinin sayfaları yırtık. Ben ise, yeni bir masal anlatacağım size, oturun şöyle... bir sonbahar öyküsü bu... yüzünde kasımpatı açan bir kadının öyküsü... Papatya'nın öyküsü… Yok yok, korkmayın.. kötü bir son yazmayacağım... Zaten görülmemiştir sonbaharın kötüsü... Şimdi gizlice avuçlarıma bakın... İşte bu göreceğiniz kendi yansımanız, duyacağınız ise onun gürültüsü...

ÖYKÜ 1 

Kadın; bir papatya Adam: bir renksiz

-Aslında herkes bir çiçektir sadece. Hani diyorlar ya yıldız tozuyuz diye! işte o tozların çiçek formlarıyız biz

dedi kadın, çiçek açamayan mor salkımlarını sularken ve devam etti;

-Sadece kimin hangisi olduğunu bilmek lazım. Zilyon çeşit çiçek var. Kimisi benim balkonumda yetişmez mesela, kimisi ise en çok burayı sever. Bazısı yanyana gelmeyi sevmez, bazısı az su ister. Mor açar, pembe açar, sarı beyaz... Kasımda açar, Nisan'da.. bazısı küser, 3 sezon çiçeklenmez, bazısı çok nazlıdır." 

- sen hangisisin öyleyse? 

Diye sordu adam. kadın saniye sektirmeden, kuşkusuz ve tereddütsüz cevap verdi;

- Papatyayım ben. Tepede açarım, düzlükte açarım. Baharım gelsin yeter ki, her yerde açarım. 

- Ya ben?

diye sorduysa da adam, cevap vermedi kadın. Sanki hiç soru sorulmamış gibi anlatmaya devam etti; 

- En kolay insanlar sardunyalardır. Onlar hep açarlar. Küsmezler. Kendinden ve hatta külllerinden yeni bir benlik yaratıp yaşamaya devam ederler. Beklentisi yüksek kişiler için fazla sadedirler. Ama öyle herkes sardunya olamaz! Onlarla yaşaması kolay, onlar olması zordur.

Kuruyan yaprakları toparlayıp eski bir saksının içine koydu. İçine, belli belirsiz düşük voltajlı bir sızı yerleşmişti. Meraklı ve sümüklü kediler etrafta dolaşıyorken  hissetmesi gereken huzurun yerini alan bu kaygının ne olduğu hakkında hiç bir fikri yoktu. "Ahhh, insanın kendini tanıması zordur..." Dedi kadın aklından eski bir paragrafı geçirerek..

Kabul etmesi zor belki ama mükerrer bir hatanın tam da ortasında duruyordu...  Hiss-i kable'l-vukû bir son için nerede son bulacağını bilmediği bir geri sayımın içindeydi. Yine de vecd edip müptelası olduğu bu beynamaz adamdan şaşırtacak bir aksi hareket bekliyordu. 

Bir yerlerde okuduğu bir cümle istiflendi aklına; 

   "Sen kaygısızca uyurken, ben bu balkonda senin yerine bile neleri oldurmaya çalıştığımı izah edemem" 

Evvel zamanda omuzlarında tomurcuklandığı adama baktı kadın ve kendiyle konuşurcasına fısıldayarak; 

- Gerçekten senin çiçeğin ne? Rengin ne? 

ÖYKÜ 2 

Kadın; bir papatya Adam: bir tahayyül

Son zamanlarda hep gecenin zifir zamanı uyanıyordu rüyasından kadın. Uykunun en tatlı yerinde zihnindeki alarmler çalıyor, parmak araları tütünü yokluyordu. Sonrası malum, "neden, nasıl, ne münasebet" soruları hasıl oluyordu. Her gece aynı sorular, aynı cevapsızlık.. her gece aynı terane..

Ay doluna giriyordu, yelkovan dokuzuna... Tarihi bir yaz geriden takip eden sorular için geç, kehanetler için ise erkendi. 

Karakutudan duyulan şarkılar cümle cümle istifleniyordu aklına kadının ama hiç biri hiç bir meseleyi çözmeye yetmiyordu. 

"Birilerinin bir yerlerde şarkılarına sığdırdığı o güzel kadınlar hala yaşıyor mu? Belki onlar da faili meçhul bir olayın aktörleridir, bu yüzden şarkılar anlamını yitirmiştir..." diye düşündü. 

ÖYKÜ 3

Kadın; bir papatya Adam: bir sardunya

 Akşam saatlerinde ayak üstü uğradığı dost meclisinde sesler yükseliyordu. Herkes ülke ahvalini dert ediyor, yüksek telden şikayet ediyordu. Her birinin birşeyleri eksik, kimisi borca harca girmiş, kimisi vakte zamana hasret, kimisi gönülden telaşeli, bir kısmı yaralı bereli... 

İçlerinden biri ötekini bastırıyor, öteki berikini yokluyordu...

-ölelim diye mi bekliyorlar! Tüm arzularımızı yitirdik!!!

diye şikayet etti bir kadın.

- hayır ben öldüm bile, sen hala yaşıyor isen alâ!! 

diye yükseldi diğeri.

- ne vakit hareket edecek olsak, bölüyorlar bizi. Biz de benzedik onlara azizim, biz de birbirimizi bölüyoruz durmadan. Her yanımız yara bere... Kan bağları, aşklar, dostlar hep olmuş çarşı pazar!! 

diye arttırdı berikisi.

İçlerinden biri Papatya'nın sükûtunu farketti... 

-Sen? Senin yok mu şikayetin?

Papatya düşürdü gözlerini yere... 

-Ben ölmedim ama hikayemden bir kaç paragraf kayboldu.. 

diyebildi..

 Zilyon promil kafası ile sağa sola savrulan dostların arasından sıyrıldı evine gitmek için kadın... karanlığın ortasında, evine giden aşina yollarda eksik cümlelerini tamamlamaya çalışırken, "Bir kök mutluluk" esti ara sokaktan... 

Aklından geçenler neydi bilinmez ama tümü kuş olup uçuvermişti o anda.. ayakları evin yolunu unutup, o ara sokaktaki kokuya doğru yöneldi... 

Karanlıkta durdukça kararmış silüetleri ile bir kaç seyyar çiçekçi, sahne sırası gelsin de rollerini oynasınlar diye bekler gibi köşe başını tutuyorlardı.  Şimdi topuklarının yankılandığı ve milyon kere adımladığı bu sokakta daha önce hiç görmediği bu adamlar, bir hilenin parçası gibi, serseri gülüşleri ile karşıladılar potansiyel müşterilerini... bir dakika evvel burdan geçmekte olan bir adam da aynı tuzağa düşüyordu... Adam tezgahın başında durmuş, avuçlarının içinde kan kızıl bir sardunyaya bakıyordu... 

Kadın bir bu yabancı adama bir de adamın elindeki kırmızı sardunyaya baktı... Tezgahta tek kalan kırmızı sardunya her ne kadar alıcısını bulmuş gibi dursa da, sıkı bir pazarlık ile kadının olabilirdi.

İnsaflı bir cinayet planı hazırlar gibi telaşlı ve sevinçliydi şimdi kadın…

SON

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız