Mürekkep İzinden Dijital Sinyallere

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Mürekkep İzinden Dijital Sinyallere

​Geçenlerde bir dükkanın önünde otururken, elimdeki telefona düşen onlarca bildirimin gürültüsüyle irkildim. O an zihnim beni yıllar öncesine, postacının yolunu gözlediğimiz o sessiz ama umut dolu günlere götürdü. Sahi, ne ara bu kadar hızlandık ve bu hız bize neleri unutturdu?

​Jetonun Sesi, Sabrın Nefesi

Eskiden hayatın bir "bekleme odası" vardı ve o oda çok kıymetliydi. Mektuplar vardı; yazarken kelimelerin tartıldığı, kağıdın kokusuna memleket havasının sindiği... Sonra jetonlu telefonlar girdi hayatımıza. Sıraya girerdik o sarı kulübelerin önünde. Avucumuzda terleyen o metal parça, aslında sevdiklerimize ulaşmanın bedeli değil, onlara söyleyeceklerimizin kıymetiydi. Jeton bittiğinde söz yarım kalmasın diye en mühim cümleleri en başa saklardık. Telgrafın o kısa ama öz disipliniyle büyüdük biz.

​Ekranların Soğuk Işığı

Şimdi ise her şey bir "tık" uzağımızda. Yapay zeka bizim yerimize cümleler kuruyor, akıllı telefonlar saniyeler içinde görüntümüzü dünyanın öbür ucuna taşıyor. Teknoloji mesafeleri kısalttı, doğru; ama gönüller arasındaki o ince yolu sanki biraz kalabalıklaştırdı. Bilgisayarlar her şeyi milisaniyeler içinde hesaplayabilir ama bir insanın iç dünyasındaki fırtınaların dinmesi hala o kadim sabrı, o mektup beklerken demlenen vakti gerektiriyor.

​Hızın Unutturduğu Sabır

Mesele teknolojiden kaçmak değil, onun içinde ruhumuzu kaybetmemektir. Telefonu bir kenara bırakıp gökyüzüne bakabildiğimiz, ekranı kapatıp bir dostun sesini "canlı" duyabildiğimiz o yavaş anlar, aslında en çok yaşadığımız anlardır. Jetonlu telefonların o samimiyetini, mektupların o derinliğini bugünün imkanlarıyla birleştirebilmeliyiz.

​Unutmayalım ki; en karmaşık yazılımlar bile bir "aç-kapa" düğmesine bakar. Ama bir insanın kağıda bıraktığı mürekkep izi ve zamanın ruhuna vurduğu mühür sonsuzdur. Kendi ritminizi ekranlara teslim etmeyin.

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız