Kusursuz Hizalama

YAYINLAMA:
Kusursuz Hizalama

Tesadüflere çok mu inanıyorsun? Bir de benden dinle… :)

Varoluşsal sancıların bitmediği insanoğlunda "tesadüf" diye bir kavram dillerde her gün defalarca dolanıyor. Türk Dil Kurumu'ndaki kelime anlamı; önceden planlanmayan ve ardındaki nedenleri tam olarak bilinmeyen olayların, kendi kendine veya şans eseri gerçekleşmesi durumudur.

Ama biz planlamadığımız için, bizim irademizle gerçekleşmediği için bunu insanoğlu şans olarak, tesadüfen olmuş diye adlandırıyor. Oysa tanım aslında çok açıkça vurguluyor: "nedenleri tam olarak bilinmeyen olayların..." Burada beşerin bilmediğinden bahsediyor, Yaradanın değil… Çok kez duymuşsunuzdur Titanic’e bilet alıp yetişemeyen kişinin hikayesini. Titanic battıktan sonra o kişinin ne kadar şanslı olduğunun yazıldığını hala sosyal mecralarda okuyoruz. Uçak kazasından kurtulan o iki kişi, beşinci kattan düşüp sağ kalan kadın gibi şanslı insanlara rastlıyoruz. Peki bunlar gerçekten şans mı?

Gözümüzü o büyük felaketlerden, şanslı kurtuluşlardan ayırıp kafamızı gökyüzüne kaldırdığımızda da durum hiç farklı değil aslında. Bilimin her şeyi formüllerle açıklamaya çalıştığı o devasa evrende öyle bir fiziksel "hizalanma" var ki, adına tesadüf demek matematiğe hakaret olur. Düşünün bir; Güneş, Ay’dan tam 400 kat daha büyük. Ama ne tevafuktur ki, Güneş Dünya’ya, Ay’ın olduğundan tam 400 kat daha uzak. Bu iki devasa gök cisminin büyüklük ve mesafe oranları arasındaki o kusursuz milimetrik hesap (400 kat büyüklük ve 400 kat uzaklık), Dünya’dan gökyüzüne baktığımızda ikisinin de tıpatıp aynı boyutta görünmesini sağlıyor. İşte bu yüzden, o "Tam Güneş Tutulması" dediğimiz şey yaşandığında, Ay Güneş’in önüne tam bir yapboz parçası gibi, sıfıra sıfır oturuyor. Ne bir milim eksik, ne bir milim fazla...

Evrenin milyarlarca yıllık hengamesinde, trilyonlarca galaksinin içinde bu iki gök cisminin tam da insanın bunu izleyebileceği bir çağda bu kusursuz oranla denk gelmesine bilim "rastlantı" deyip geçiyor. Devasa evrendeki bu muazzam matematiğe tesadüf diyebilen beşer, dönüp kendi küçücük hayatındaki karşılaşmalara, kaçırdığı trenlere, tam zamanında çalan o telefonlara hayli hayli şans diyor. Oysa planı biz yapmadık diye, ortada bir plan yok demek değildir.

Bazen çok fazla kavga ettiğimiz tipler, hayatımıza çok değişik zamanda giren insanlar olur. Bir bakarız ki hiç ummadığımız şekilde hayatımızda kalır ve yıllar geçse de çıkmazlar. Onların ve bizim yapmamız gereken görevler vardır aynı çemberin içinde… Biz o çemberin birer parçasıyızdır. Aynı ekosistemde, aynı bölgede, aynı işlerde, bazen aynı evin içinde… Eskiden zaman zaman bazı arkadaşlarımın beni kullandığını düşünürdüm. Bir zaman çok iyi vakit geçirdiğim insanlar, bir sürü sıkıntıyı birlikte atlattığım kişiler bir gün geldi yok oluverdi… Sonra "Nasıl bu kadar hızlı yok oldular, demek ki çok ayıp etmişim" diye ben kendi irademle durumu düzeltmeye çalıştım. Kimi zaman eskisi gibi ilişki çalışmadı, kimi zaman ise hayatımda etkin bir rol oynayamadılar.

Oysa Tevafuk, TDK’da tam olarak şöyle geçer: Birbirine uyum içerisinde olma, rast gelme. Bu uyum tabii ki insanların gözünden anlatılan sıradan bir uyumdan gelmez; İlahi bir uyumdan gelir.

Kainat, boşluk kabul etmeyen devasa bir denge üzerine kurulu. Doğaya baktığımızda hiçbir canlı, hiçbir yaprak ya da hiçbir fırtına sebepsiz yere orada değildir. Bir ekosistemde bir tür azaldığında diğeri onun yerini alır; denge kendini bir şekilde kusursuzca yeniden inşa eder. İşte insan ilişkileri de tam olarak bu görünmez doğa kanunuyla işler. Hayatımıza giren, çıkan, bizi kıran ya da elimizden tutan herkes aslında o anki dengenin birer parçasıdır. Zamanı dolan, görevini tamamlayan insan ne kadar zorlarsak zorlayalım o çemberin dışına kayıverir. Biz kendi irademizle geçmişi yamamaya, biten ilişkileri eski haline döndürmeye çalışsak da kainatın o büyük dengesi buna izin vermez; çünkü orada artık yeni bir dengeye ihtiyaç vardır.

Ve o yeni denge, bazen hiç ummadığın bir anda, hiç tanımadığın bir yabancıyla kurulur. Bir gün önce hayatında hiçbir anlamı olmayan o kişi, bir gün sonra gelir ve senin tüm dünyanı, bakış açını, geleceğini bambaşka bir yöne çeviriverir. O an anlarsın ki, onunla karşılaşman bir tesadüf değil; senin hayatındaki o eksik parçanın milimetrik olarak tamamlanmasıdır. Tıpkı Ay'ın Güneş'in önüne geçip gökyüzünü hizalaması gibi, o insan da senin ruhundaki doğru zamana ve doğru boşluğa hizalanır. Durdurulamaz ve karşı konulamaz olan güç tam olarak budur.

Bir insanın hayatına dokunmak, sadece bir kişiyle tanışmaktan ibaret değildir; o insanın kader planındaki taşları yerinden oynatmaktır. Karşımıza çıkan insanlar bize ya bir ayna olur kendimizi görmemiz için ya da bir yol olur yürümemiz için. Ne o aynadan kaçabiliriz ne de o yoldan geri dönebiliriz. Kainattaki bu muazzam akışa, hayatın kendi içindeki o kusursuz ekosisteme direnmenin bir anlamı yok. İnsanlar gelir, rollerini oynar, bize öğretmesi gerekenleri öğretir ve dengenin gerektirdiği yere doğru evrilir. Bize düşen ise sadece o çemberin içindeki yerimizi kabul etmek ve zamanı geldiğinde o görünmez iplerin bizi götürdüğü yere cesaretle adım atmaktır. Çünkü biliyoruz ki; bu devasa sahnede hiçbir karşılaşma boşa değil, hiçbir ayrılık sebepsiz değil.

Her şey olması gerektiği anda, olması gerektiği yerde ve olması gerektiği gibi... Kusursuz bir hizalanmayla.

Şimdi dönüp bir bakın etrafınıza; bugün hayatınızda olan, beliren ya da ısrarla kalan o insanlar kim? Hiçbiri orada şans eseri oturmuyor. Karşınıza çıkan, hayatınızı değiştiren o insanların getirdiği öğretilerden kaçmayı bırakın. Zamanı geçmeden, o kusursuz hizalanmanın getirdiği insanların kıymetini bilin ve o bağlara cesaretle alan açın. Unutmayın, bu devasa sahne bir kez kuruldu ve rolleriniz çoktan dağıtıldı. Rolünüzün hakkını verin


Metehan U.

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız