Ayak İşleri

YAYINLAMA:
Ayak İşleri

Aşk çoğu zaman birini merkezine almak gibi anlatılır; oysa aslında yaşayan herkes bilir ki aşk, kendi merkezinden vazgeçme cesaretidir.

Cesaret demişken; insanoğlunun bilmedikleri, alışık olmadıkları ve deneyimlemediği şeylere karşı ne kadar kapalı fikirli olduklarını pek çok kez kendimde gözlemleyerek uzun uzadıya farkındalıklar yaşadım. Peki, bu konunun biraz altını kazıyalım.

Günün birinde "konfor alanı" diye bir şey öğrendim. Daha önce yaptığım, yapmaya alışık olduğum, deneyimleyebildiğim doğru ya da yanlış her şeye konfor alanı diyebilirim. Kimi zaman çok yanlış da olsa, sırf o konfor alanının içinde olduğu için insanlar sürekli aynı şeyleri yapmaya devam edebiliyorlardı… Her gün aynı yoldan yürüyen insanlar, aynı kupadan kahve içenler, bir kafede hep aynı masaya oturmayı seçenler…. Bunların hepsinde bir kuble ben de varım…

Başka yoldan yürüse yeni yerler görebilir, yeni şeylere rastlayabilir, yeniliklerle karşılaşabilirken; aynı yolu seçmenin altında, biraz baktığımızda yeniliğe duyulan o güvensizlik var.

Bazen aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklediğim çok oldu… Neyse ki hayat tekdüze değil. Bana, kontrolüm dışında gelişen o inişlerde ve çıkışlarda değişik öğretiler kazandırmaya her gün devam ediyor. Sıradan bir hayatım var; ev, iş, ev, iş… Çalışma saatlerim bir hayli uzun. Ama günün içerisinde yaşadığım duyguların hayatımın akışını değiştirdiğini gözlemliyorum. Yan komşuyla kavga ettiğimde o günkü havam, duygularımın değişmesiyle bambaşka oluyor; insanlara bakış açım, yaydığım enerji değişiveriyor. Tabii konfor alanımın içinde kavga etmek olmadığı için, orada da o iniş çıkışı iliklerime kadar hissediyorum.

Peki, konfor alanından çıktığımızda güvensiz hissediyoruz ya; herkese karşı güvenemez miyiz?

Genelde insanlarla ilk tanıştığımda herkese 100 puan vererek başlayıp, zamanla davranışlarına göre onun bendeki yerini belirlemeyi seçerim. Tabii ki bu, o kişinin hayatımda nereye oturacağını zamanla netleştirir. İnsanlar birbiriyle tanıştığında, aralarında bir elektrik olduğunda bile birbirine güvenerek başlayamıyor maalesef. Bunun birçok sebebi var elbette: İlk sebebi bir insanı tanıyıp güvenmenin çok zor oluşu; ikincisi kimsenin konfor alanından çıkmak istemeyişi; üçüncüsü de ona vakit ayırma zorunluluğu… Ve vakit, şu andaki dünyada en değerli şey.

Sabah 9 gece 12, sokaklarda ya da koşturmaca içinde çalışan birine göre vaktin ne kadar değerli olduğunu bana sorabilirsiniz. Akşam altıda mesaisi bitip spora gidebilen birinin zamanıyla, benim her dakikası hesaplı zamanım bir değil elbet. Ama işte bu dar zamanları kullanmak tamamen bizim elimizde. Bayramda yoğun olduğum için arayamadığım amcalarım varken, çok sevdiğim bir arkadaşımı görmek için bir şekilde zaman yaratabiliyorum. Öncelikler, her daim değişebiliyor en nihayetinde.

Demek ki birini çok sevmek sadece "seviyorum" demekle olmuyor; sorumlulukları da biraz biraz almak gerekiyor. Nitekim sadece benim sorumluluk almam da yetmiyor bazen, karşı tarafın da alması gerekir. Ve bazen de ne kadar konfor alanımızdan çıkarsak çıkalım, yapabileceklerimiz sınırlıdır.

Ama yapmak, denemek, o hayatın "ayak işini" üstlenmek başlı başına bir sorumluluk almaktır. Sevgiliniz varsa onunla ilgilenmek aşkın ayak işidir; çalışıyorsanız işe gitmek ekmeğin ayak işidir; annenizi ziyaret etmek evlatlığın ayak işidir.

Bir ilişkiyi diri tutmak için birçok dinamik gerekebilir. İnsanoğlu sıradanlıkta hemen sıkılıverir. Her gün aynı şeyleri yapmasına rağmen uyurken sıkılmaz da mesela, ikili ilişki yaşadığı kişiden sıkılır. Çünkü insanoğlu duygulardan ibarettir. Çünkü uyumak konforludur, emek istemez; oysa bir insanı her gün yeniden sevmek, her sabah o uykudan uyanıp hayatın içine dalmayı gerektirir. Tabii ki bu durum, tek tarafın gösterdiği duygudan ibaret de değildir.

Bugün ben yine şunu hatırladım: Duygularımdan kaçmamak, onlardan korkmamak gerektiğinin farkına vardım. Bazen konfor alanımdan çıkmak istemesem de çıkmam gerektiğini; insanlara güvenebileceğimi, herkesin aynı olmadığını ve bazen zamana teslim olabileceğimi anladım. Hiçbir şey tesadüf değil.

Kavga etmeye yeniden dönecek olursam; kavga etmenin de ilişkileri güçlendirdiği kanısındayım. Yıllarca kavga etmeyi, iki insanın bir daha görüşmemek üzere birbirini silmesi olarak kodladım kafamda. Oysa sonra farkına vardım ki kavga, sevgiyi güçlendirebilen bir kavram… Mesele aslında sevgiyi sürdürebilmekte. Sürdürebilmek için emek vermekte, o hayatın ayak işini bıkmadan yapabilmekte.

İşte tam da bu sürdürülebilirlik noktası, insanın kendi iradesiyle yüzleştiği yerdir. Sürdürülebilirlik için cesaretin gerektiği o dönemeçlerde, bugün için güvenmeyi ve cesur olmayı seçme hakkımız olduğuna inanıyorum. Üstelik hayat bize bu fırsatları sonsuz kez sunmaz; bazen aynı şeyler üzerinde bir daha seçim hakkımız olmayabilir. Bir işe yatırım yaparken nasıl ki arkasında bir cesaret olmasını istersiniz ve o cesareti gösterip doğru bir hamle yaptığınızda bir anda zengin olabilirsiniz; işte bu kural insanlar ve ilişkiler için de aynen geçerlidir. Bazen sadece bir kez cesaret gösterip doğru bir insana kalpten yatırım yapmak, bir insanın tüm ömrünü değiştirmeye yeter.


 

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız