Sazlıkların Gölgesinde Yeşil Benizli Kaunoslular ve Tarihin Unutulmayan Sıtması
Dalyan Çayı'nın —Antik Çağdaki adıyla Calbis ya da bölgedeki adıyla Yeşilçay'ın— sazlıkları arasından süzülürken, tarih sayfalarından fırlayan hüzünlü bir gölge takılır zihninize. Antik kaynaklarda ve yöresel anlatılarda "Yeşil Benizliler" olarak anılan Kaunos halkının hikâyesidir bu. Dönem dönem Pers ordularına ve muktedir imparatorluklara direnmiş mağrur bir kentin, gözle görülmeyen minicik bir düşmana —bataklık sıtmasına— nasıl yenik düştüğünü fısıldar bu topraklar.

Kaunos, bir zamanlar Akdeniz ile Ege'nin buluştuğu noktada ticari açıdan son derece önemli bir liman kentiydi. Ancak zamanla Dalyan deltası alüvyonlarla dolup denizden uzaklaşınca, berrak sular yerini durgun bataklıklara bıraktı. Bu durgunluk, tarihin en amansız salgınlarından biri olan sıtmanın yayılması için elverişli bir zemin hazırladı. Bataklıklarda çoğalan sivrisinekler Kaunos halkının kanına işledikçe insanların çehresi değişmeye başladı. Hastalığın yol açtığı şiddetli kansızlık ve sarılık yüzünden kent insanlarının teni adeta hazan yaprakları gibi sarardı, yeşilimsi bir solgunluğa büründü. Dışarıdan gelen tüccarlar ve çevre kentliler bu hüzünlü manzaraya bakıp Kaunoslulara "Yeşil Benizliler" adını taktılar; hatta onların ömürlerinin tıpkı bir yaprak gibi kısa ve sararmaya mahkûm olduğunu söylediler.
Oysa Kaunoslular; kendilerine özgü dilleri, dinsel gelenekleri ve dik kayalıklara kazıdıkları görkemli kral mezarlarıyla Anadolu uygarlığına damga vurmuş kadim bir halktı. Ne var ki limanın dolmasıyla ticaretin gerilemesi, depremler ve zaman zaman yaşanan akınlar gibi etkenlerle birlikte sıtma salgını, kentin çözülüşünü hızlandıran en sinsi faktörlerden biri oldu. Halk zaman zaman Sultaniye'nin kaplıca sularında ya da Lokman Hekim efsanelerine konu olan şifalı kaynaklarda derman aradı. Ancak doğanın bu sert hamlesi ve art arda gelen olumsuzluklar karşısında kent, yüzyıllar içinde kademeli olarak boşaldı; görkemli yapıları sazlıkların ve sessizliğin kucağına terk edildi.
Bugün Dalyan kanallarında teknelerle süzülürken kaya mezarlarının ihtişamına bakıp hayran kalıyoruz. Fakat asıl mesele, o görkemli taş blokların ardında yatan insani trajediye kulak verebilmektir.
Muğla'nın bu eşsiz köşesi, doğayla uyum içinde yaşamanın ve tarihin akışını şekillendiren görünmez dengelerin en somut kanıtıdır.
Yeşilçay'ın fısıldadığı bu kadim hikâye, bizlere medeniyetlerin sadece savaşlarla değil, doğanın ve hastalıkların sessiz akıntısıyla da biçimlendiğini bir kez daha hatırlatıyor.