Muğla’da Hayatın Seyircisi Değil, Oyuncusu Oldum
MUĞLA'DA BAHAR… BENİM İÇİMDE DE
Bir şehrin ruhunu, sadece sokaklarında değil, insanların yüzünde, müzik seslerinde, kalabalığın coşkusunda hissedersin. İşte Muğla’nın baharı bana tam olarak bunu hissettiriyor.
Bu günlerde Muğla capcanlı…
Konserler, festivaller, film setleri, gençlerin enerjisi, sokaklardaki neşe… İnsan ister istemez hayatın ritmine karışıyor. Ben de son günlerde bu güzel hareketliliğin içinde yer aldım. Konserlere katıldım, yeni insanlarla tanıştım. Geçtiğimiz hafta sonu ise benim için çok farklı bir deneyim oldu. Akyaka Gökova’da çekilen bir film projesinde yer aldım. Daha önce severek izlediğim “Dondurmam Gaymak” filminin sıcaklığını hep hatırlardım. O samimi Ege havası, doğal insan hikâyeleri bana hep çok yakın gelmiştir. Belki de bu yüzden bu projede yer almak istedim.
Set ortamı bambaşka bir dünya… Kameraların arasında dolaşırken, sahne hazırlanırken, insanların aynı emek için bir araya gelişini izlemek çok etkileyiciydi. Ama en güzeli sosyalleşmekti. Yeni insanlarla tanışmak, sohbet etmek, aynı heyecanı paylaşmak bana çok iyi geldi.
Ben öğretmenim, aynı zamanda sosyolog olarak ise insanı, toplumu, ilişkileri gözlemliyorum. Şuna inanıyorum ki sanat insanı iyileştiriyor. Tiyatrodan sinemaya, müzikten festivallere kadar sanatın olduğu yerde insanlar birbirine daha çok yaklaşıyor. Belki de bu yüzden setten ayrılırken içimde tarifsiz bir mutluluk vardı.
İnsan sadece hayatı izlememeli… Hayatı film tadında yaşamak istiyorsan, bazen o filmin içine sen de girmelisin. Muğla’nın baharı bana bunu yeniden hatırlattı.
Peki biz ne yapmalıyız?
Öncelikle hayatı sürekli ertelemekten vazgeçmeliyiz. “Bir gün yaparım” dediğimiz ne varsa, belki de tam zamanı şimdi… Daha çok sosyalleşmeli, sanatın olduğu ortamlara karışmalı, üretmeli, öğrenmeli, yeni insanlara ve yeni deneyimlere açık olmalıyız. Çünkü insan sadece çalışarak değil; yaşayarak, hissederek ve paylaşarak da güçleniyor. Özellikle gençlere şunu söylemek isterim: Hayatı sadece telefon ekranından izlemeyin. Bir konserin coşkusuna karışın, bir tiyatro salonuna girin, bir festivalde yürüyün, bir sanat projesinde yer alın. Çünkü insanın ruhunu iyileştiren şey biraz da kendini hayatın içinde hissedebilmesidir.
Unutmayalım; Hayat, kenardan seyredenleri değil, cesaret edip sahneye çıkanları hatırlar.