Köyceğiz’in "Gözü Yolda" Sakinleri: Bir Vefa Hikayesi
Köyceğiz’e adım attığınız anda sizi önce gölün esintisi, sonra da her köşe başında kuyruk sallayan o canlar karşılar. Kimisi bir arabanın peşinden heyecanla koşar, kimisi her kapı açılışında "Acaba o mu geldi?" diye başını kaldırır. Ama hava kararıp sokaklar sessizleştiğinde, o heyecanlı bekleyiş yerini derin bir iç çekişe, bazen de kimsenin duymadığı o çaresiz ağlayışlara bırakır.
Sahibi Geldi Sanan Patiler
Köyceğiz sokaklarında sıkça rastladığımız o manzara aslında kalbimizi acıtıyor: Bir aracın arkasından sanki dünyalar onun olmuş gibi koşan köpekler... Onlar için o araç, sadece bir metal yığını değil; bir zamanlar başını okşayan elin, ona sıcak bir yuva veren sesin geri dönüş ihtimali.
Peki, neden böyle?
Köyceğiz gibi doğasıyla büyüleyen yerler, maalesef bazen "yazlık heveslerin" kurbanı olan canlarla dolup taşıyor. Tatil bittiğinde geride bırakılan, bir sokağın ortasına "nasılsa birileri bakar" diyerek terk edilen bu dostlar, aylarca aynı noktada, aynı plakanın geçmesini bekliyor.
Günü Gün Edenler mi, Çaresizce Bekleyenler mi?
Dışarıdan bakıldığında bazıları "Ne güzel, özgürce geziyorlar" diyebilir. Evet, Köyceğiz halkı duyarlıdır, bir kap su, bir kap mama eksik olmaz. Ancak hiçbir mama, bir köpeğin sahibine olan o sarsılmaz sadakatinin yerini tutmuyor. Gündüz kalabalığa karışıp günü gün eden o patiler, akşam olduğunda aslında ait olmadıkları o sokak lambalarının altında boyunlarını büküp beklemeye devam ediyorlar.
"Bir köpeğin sadakati, insanın nankörlüğünü yüzüne vuran en keskin aynadır."
Unutmayın; bir köpeğin ağlayarak beklediği bir akşam, sadece onun değil, hepimizin vicdan sınavıdır. Köyceğiz’in sokakları sadece güzelliklerle değil, sadakatle de anılsın.