YENİ MAHALLE’DE HERKESİN ÖNÜNDEN GEÇTİĞİ O EV YIKILDI: PEKİ YA GERİDE BIRAKILAN?
Köyceğiz Yeni Mahalle'de son günlerde bir inşaat sessizliği hakim. Ancak moloz yığınlarının arasında öyle bir detay var ki, görenlerin yüreğini dağlıyor. Ev yıkıldı, sahipleri gitti; ama bir "can" hala aynı noktada nöbet tutuyor. Kimsenin dönüp bakmadığı o enkazın üzerinde, sadakatin en acı hali yaşanıyor.
Her sabah fırından taze ekmeğimi alıp o sokaktan geçerken karşılaşırdık onunla. Dünyanın en masum, en beklentisiz bakışlarına sahipti. Ekmeğimin ucundan kopardığım bir lokma, onun gün boyu sallayacağı kuyruğun müjdecisiydi. Bir evin neşesiydi o, kapı önünün bekçisiydi. Ta ki o güne kadar...
Geçen gün sokağa girdiğimde, o tanıdık evin yerinde yeller estiğini gördüm. Duvarlar inmiş, çatılar çökmüş, koca bir mazi moloz yığınına dönmüştü. Ama asıl yıkım betonlarda değil, o tozlu taşların en tepesinde yaşanıyordu.
Bir Evin Enkazı mı, İnsanlığın mı?
Ailesi taşınmış, düzenlerini kurmuş, belki de çoktan yeni hayatlarına alışmışlardı. Peki ya yıllarca kapılarında gözlerinin içine bakan o "çocuk"? O sadık dost, sanki hiçbir değeri yokmuş gibi, o yıkıntının tam ortasında kaderine terk edilmişti.
Gidip yanına oturdum, o çaresiz bakışlarını görünce tutamadım kendimi, sarıldım, birlikte ağladık. En zoru neydi biliyor musunuz? Onun hala bir umutla, o yıkılan kapının yeniden açılmasını beklemesi... Biz nasıl bu kadar hissizleştik? Kapınızda yıllarca size yoldaşlık etmiş bir canı, bir eşya gibi nasıl arkada bırakıp gidersiniz?
Şimdi o molozların üzerinde, Köyceğiz’in göbeğinde bir sadakat anıtı gibi duruyor. Ben çaresizliğimden "Hangi birini kurtarayım?" diye kahrolurken, o sadece sevilmeyi bekliyor. Yeni Mahalle’deki o enkaz, aslında sadece bir bina değil; unuttuğumuz vicdanlarımızın üzerine yıkıldı.