Köyceğiz İkinci El Eşya Satışı
İstanbul’dan Köyceğiz’e taşınırken hepimiz aynı hayalin peşindeydik: Sakin bir hayat, huzurlu komşuluklar ve sözün senet olduğu o eski usul samimiyet… Ama gelin görün ki, son zamanlarda ikinci el eşya satmaya kalktığınızda kapınızda beliren profil, size "Ben hangi paralel evrene düştüm?" dedirtiyor.
Olay genelde şöyle gelişiyor: Telefondaki ses son derece medeni, fiyat konusunda mutabık, hatta "Tamamdır, yarın gelip alıyorum" diyecek kadar net. Sanırsınız ki karşıdaki kişi bir İngiliz lordu ya da bir İsviçre bankeri. Ama ne hikmetse, o kişi Köyceğiz’in o mis gibi havasını soluyup sizin kapının eşiğine adımını attığı an, beyindeki "pazarlık yapılmadı" hücresi aniden error veriyor.
Adam kapıdan giriyor, eşyaya şöyle bir bakıyor ve bir anda sahne değişiyor. Sanki biz telefonda yarım saat boyunca kıran kırana pazarlık yapmışız, ben fiyatı yarıya indirmişim, hatta üstüne bir de çay-simit sözü vermişim gibi bir özgüvenle:
“Eee, konuştuğumuz gibi ucuza alıyorum değil mi?”

Pardon? Hangi konuşma? Hangi evren? Biz sizinle sadece "Konum atar mısın?" diye konuşmamış mıydık?
İstanbul’un o meşhur kaosunda bile ticaretin bir kuralı vardı; el sıkışıldıysa konu kapanırdı. Burada ise durum bambaşka bir "yaratıcı drama"ya dönüşmüş durumda. Kapıya gelen misafirimiz, bir anda kendisini pazarlık masasında tek başına galip ilan edip, zafer turu atmaya başlıyor. Sanırım bu yeni bir satış stratejisi: "Hafızanı Kaybet, İndirimi Kap!"
Biz İstanbullular olarak nezaketten "Buyurun, hoş geldiniz" dedikçe, karşı taraf bunu "Hadi fiyattan biraz daha kır" daveti sanıyor. Galiba Köyceğiz’in o meşhur sakinliği, bazı bünyelerde "Hafıza gevşemesi" yapıyor. Ya da biz, "Söz ağızdan bir kere çıkar" düsturunu valizde unutup geldik.
Gerçekten üzücü ama bir o kadar da absürt. Artık eşya satarken kapıya bir tabela asmak lazım:
"Dikkat! Bu kapıdan içeri girdiğinizde, dışarıdaki medeni hafızanızı korumanız rica olunur. İçeride 'konuşulmayan pazarlıklar' geçerli değildir."
Vallahi biz buraya huzur bulmaya geldik ama sanırım yanımızda bir de "noter onaylı telefon dökümü" gezdirmemiz gerekecek. Ne diyelim, eşyayı ucuza kapatmak için girilen bu tiyatro sahneleri bitmedikçe, biz daha çok "Hadi canım, gerçekten mi?" diye şaşırıp kalırız.
Neyse, en azından manzara güzel… Ama unutmayın; manzara bedava, buzdolabı değil!
Küçük Bir Tavsiye
Bir dahaki sefere kapıya geldiklerinde, daha "Merhaba" demeden telefonunuzdan o konuşmadığınız anları hatırlatan bir ses kaydı açıp şaka yollu karşılayabilirsiniz. Belki o zaman "eşik altı" pazarlık taktikleri işe yaramaz!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hafızası ve sözü sağlam kalanlarla...