Kendini Tanımak : İç Dünyaya Yolculuk

YAYINLAMA:
Kendini Tanımak : İç Dünyaya Yolculuk

Kendini tanıyor musun?

Her sabah aynaya bakıyoruz. Saçımızı düzeltiyoruz, yüzümüzü inceliyoruz… Ama hiç durup

 şunu soruyor muyuz: Gün içinde verdiğim tepkilerle aynadaki kişi gerçekten aynı mı?

Çoğu zaman değil.

Çünkü biz, kendimizin sadece “iyi”, “güçlü” ve kabul gören yanlarını sahipleniyoruz. Kırılgan taraflarımızı, zayıflıklarımızı ise ya görmezden geliyoruz ya da içimizin bir yerine itiyoruz. Ama o bastırdığımız duygular yok olmuyor. Tam tersine, en beklemediğimiz anda ortaya çıkıyor.

Kişinin kendini tanımasının en önemli yolu duygularını anlamasıdır.

Bir anda parlıyoruz mesela. Sonra da “Ben neden böyle tepki verdim?” diye şaşırıyoruz.
Aslında cevabı basit: İçimizde birikenler konuşuyor.

Carl Jung buna “gölge” diyor. Yani görmek istemediğimiz ama bizim olan taraflarımız… Biz görmezden geldikçe, onlar bizi yönetmeye devam ediyor.

Düşünsene…
Öfkelendiğinde gerçekten neye kızıyorsun?
Kırıldığında neyin eksildiğini hissediyorsun?

Çoğu zaman öfkenin altında incinmişlik, kırgınlığın altında değersizlik duygusu oluyor. Yani mesele, dışarıda olan değil; içeride biriken.

Bir de şu var…
Gün içinde yaptığımız birçok şey aslında otomatik. “O anda öyle oldu”, “Bir anlık sinirle söyledim” dediğimiz anlar… İşte tam da o anlar, kendimizi en az tanıdığımız yerler.

Ama burada bir sorun yok. Çünkü fark etmek, değiştirebilmenin ilk adımı.

Belki de asıl soru şu:

Yalnız kaldığında sen kimsin?

Telefon yok, dikkat dağıtan hiçbir şey yok… Sadece sen. O an kendinle kalabiliyor musun, yoksa hemen bir şeylerle kaçıyor musun?

Kendini tanımak biraz da burada başlıyor. Kendine dürüst sorular sormakta:

Ben neden bu kadar çabuk kırılıyorum?
Neden eleştirilmek beni bu kadar rahatsız ediyor?
Neden bazı insanlara tahammül edemiyorum?

İlginç olan şu: Başkalarında en çok eleştirdiğimiz şeyler, çoğu zaman kendi içimizde zor kabul ettiğimiz taraflarımız oluyor.

Bugünlerde hepimiz biraz “görünmeye” çalışıyoruz. İyi görünmeye, güçlü görünmeye, mutlu görünmeye… Ama Erich Fromm’un dediği gibi mesele “görünmek” değil, “olmak”.

Gerçekten kim olduğunla yüzleşmek.

Bu kolay mı? Değil.
Hatta bazen can acıtıyor.

Ama şunu fark ediyorsun zamanla: Kendinden kaçtıkça yoruluyorsun, kendine yaklaştıkça hafifliyorsun.

Belki de bu yüzden Yunus Emre yüzyıllar önce şöyle demiş:

“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir…”

Aslında mesele hep aynı yerde düğümleniyor.

Kendini tanıyor musun… yoksa sadece görünenin kendin olduğunu mu sanıyorsun?

 

 

 

 

 

 

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız