Günaydın Köyceğiz: Portakal Çiçeği mi, Yoksa Nemli Bir Kucaklaşma mı?
Köyceğiz’in sakinlerine, gezginlerine ve bir köşede huzur ararken yanlışlıkla rutubete çarpanlarına kocaman bir günaydın!
Sabah saat 07:00. Köyceğiz’de uyanmak demek, pencereyi açtığınızda içeri giren o meşhur "turunçgil kokulu nem" ile samimi bir bağ kurmak demektir. Öyle bir nem ki bu; sadece ciğerlerinize dolmuyor, adeta üzerinize "Hayırlı sabahlar" diye yazılmış ıslak bir battaniye örtüyor. Saçlarınızın fönü daha sokağa çıkmadan vedalaşıyor, ama olsun; burası "Sakin Şehir" (Cittaslow). Saçınızın kabarması bile doğaya bir başkaldırıdır burada!
Göl Kenarı Diplomasisi
Sabah yürüyüşü için kordona indiğinizde, Köyceğiz’in asıl sahipleriyle karşılaşırsınız: Kazlar. Bu arkadaşlar, kasabanın resmi protokol memurları gibidirler. Eğer yanınızda gevrek (burada simit demeyelim, çarpılırız) yoksa size bakışları, vergi dairesindeki memur sertliğindedir. Onlarla göz teması kurarken dikkatli olun; zira bir Köyceğiz kazı, mahallenin muhtarından daha fazla otoriteye sahiptir.
"Bir Ara Yaparız" Felsefesi
Köyceğiz’de günaydın demek, aslında bir yavaşlık taahhüdüdür.
Acelesi olan: Muğla makasına gitmiştir.
Huzuru olan: Göl kenarında çayının gelmesini bekliyordur.
Burada zaman, dünyanın geri kalanından farklı akar. Eğer bir usta size "Yarın sabah gelip bakacağım" dediyse, o "yarın" aslında metafiziksel bir kavramdır. O yüzden sabah kahvenizi yudumlarken saate bakmayı bırakın. Zaten saat kulesi de muhtemelen size "Ne acelen var evlat, bak göl yerinde duruyor" diyordur.
