Köyceğiz’in Yeni Rengi: Hoş Geldin mi? Nereden Çıktın mı?
Son 5 yılda gelen 4 bin yeni komşu; Köyceğiz için bir yük mü yoksa ekonomik bir can suyu mu? Yerli halkın tedirginliği ile yeni gelenlerin vizyonu aynı noktada buluşabilir mi?
Köyceğiz’in Yeni Rengi: “Hoş Geldin” mi, “Nereden Çıktın” mı?
Bundan tam beş yıl önce, büyükşehrin bitmek bilmeyen gürültüsünü İstanbul’da bırakıp, zihnimde Köyceğiz Gölü’nün o meşhur huzuruyla buraya adım attım. Medya sektöründe geçen uzun yılların ve ekonomi dergiciliğinin ardından, pandemiyle birlikte kendimi "emekli" edip sakinliği seçtim. Bugün geriye dönüp baktığımda, kendimi artık sadece bir "misafir" değil; bu toprağın tozuna, rüzgârına ve ritmine alışmış bir hemşehriniz olarak görmek istiyorum.
Ancak gelin eğri oturalım, doğru konuşalım: Köyceğiz son beş yılda kabına sığmaz oldu.
Resmi rakamlar bize net bir tablo çiziyor. Son beş yılda Köyceğiz’in nüfusu yaklaşık 4 bin kişi arttı. Bu 4 bin "yeni nefes", sadece birer istatistik değil; her biri birer hikâye, birer hayal ve en önemlisi, Köyceğiz’in geleceğine eklenen birer parça.
O "Tedirgin Bakışların" Perde Arkası
Yerli halkımızın, özellikle büyükşehirlerden gelenlere karşı sergilediği o mesafeli duruşu hepimiz biliyoruz. O meşhur "Nereden çıktı bu kalabalık?" bakışı... Aslında bu bir düşmanlık değil, bir koruma içgüdüsü. Köyceğizli, o kendine has "yavaş yaşam" kültürünün, metropollerin hırslı ve gürültülü alışkanlıklarıyla kirlenmesinden korkuyor. Sakinliğin bozulması, komşuluğun yerini yüksek "ev duvarlarına" bırakması endişesi bu mesafeyi yaratıyor. Haklılar mı? Bir bakıma, evet.
Madalyonun Diğer Yüzü: Can Suyu Olan Ekonomi
Ancak bir gerçeği de çarşıda, pazarda, dükkânda yüksek sesle söylemek gerek: Bugün Köyceğiz esnafının en önemli can damarı, o "dışarıdan gelen" ellerdir.
Pazardaki tezgâhtan en çok alışverişi yapan, mahalle bakkalının cirosunu ayakta tutan, tesisatçısından peyzajcısına kadar yerel ustalara yeni iş sahaları açanlar; işte o beyaz yakasını büyükşehirlerde bırakıp gelmiş yeni komşularımızdır. Ekonomi bir döngüdür. Yerli halkın tecrübesi ile yeni gelenlerin vizyonu ve sermayesi birleştiğinde, Köyceğiz sadece bir "sayfiye yeri" olmaktan çıkar, kabuğunu kırmayı bekleyen dev bir ekonomik hazineye dönüşür.
"Biz" Olmanın Formülü
Sokakta karşılaştığımız yerli dostlarımızın "İstanbullu" dediği, bizim ise "artık buralıyız" diye kendimizi anlatmaya çalıştığımız o ince çizgide yürüyoruz. Kabul edelim; biz dışarıdan gelenler buranın sükûnetine âşık olduk, sizler ise bu sükûnetin bozulmasından korktunuz. Oysa çözüm çatışmakta değil, değer katmakta.
Yeni yerleşen komşularıma tavsiyem; büyükşehirlerin o bitmek bilmeyen "hız" tutkusunu gölün kıyısında bırakmalarıdır. Köyceğiz’i İstanbul’a benzetmeye değil, Köyceğizli olmaya çalışalım. Yerli halkımıza çağrım ise: Gelen her yeni komşu, aslında Köyceğiz’in bereketine eklenen yeni bir kaynaktır.
Köyceğiz’in o meşhur rüzgârı hepimize yetecek kadar serin. Önemli olan o rüzgâra karşı durmak değil, o rüzgârla beraber aynı yöne yelken açabilmek.
Bu köşede bazen ekonomiden, bazen bahçemizdeki zeytinden, bazen de göldeki kuşlardan bahsedeceğiz. Ama her zaman "Birlikte nasıl daha güçlü oluruz?" sorusuna yanıt arayacağız.
Beş yıl izledim, şimdi Köyceğiz için konuşma vakti.
Siz ne dersiniz?