Sessiz Çığlık: Köyceğiz'de Neler Oluyor?
Doğanın cömertliğiyle sarmalanmış, toprağın her zerresinden huzur fışkıran Köyceğiz, bugünlerde hiç alışık olmadığımız, iç sızlatan bir sınavdan geçiyor.
- Masmavi gölün kıyısında, yeşilin binbir tonunun içinde nefes alırken; ne yazık ki modern dünyanın getirdiği "duyarsızlık" virüsü, en güzel köşelerimize yerleşmiş durumda.
- Toprağı sadece bir "atık deposu" olarak gören o zihniyet, maalesef doğanın döngüsüne ağır bir darbe vuruyor.
Kokan Sadece Atıklar Değil, Vicdanlarımız!
Çiğ etler, gelişigüzel bırakılmış atıklar, yol kenarlarına savrulan ölü hayvanlar…
Bu sadece estetik bir kirlilik değil; halk sağlığını tehdit eden, parazitlere ve salgın hastalıklara davetiye çıkaran ciddi bir meseledir.
Koku bir yana, vicdanlarımızın nasıl bu kadar keskin bir kokuyla kirlendiğini sorgulamamız gerekmiyor mu?
Merhamet Okulda Değil, Evde Başlar
Daha vahimi ise, bu duyarsızlığın nesilden nesile aktarılıyor olmasıdır.
Sokaklarda bir canlıyı iten, ona eziyet etmeyi bir eğlence sanan çocukları gördüğümüzde, aslında kendi geleceğimizin ne kadar karanlığa sürüklendiğini fark ediyoruz.
Eğitim, sadece dört duvar arasında, kitap sayfaları arasında öğrenilen bir formül değildir.
Merhamet, vicdan ve yaşam hakkına saygı; bir sofranın etrafında, bir hayvanın başını okşarken ya da bir ağaca su verirken evde öğrenilir.
Geleceğe Ne Bırakacağız?
Çocuğuna bir kaplumbağayı, bir kediyi, bir kuşu sevmeyi öğretemeyen bir toplumun, yarın birbirine karşı nasıl bir hoşgörü göstermesini bekleyebiliriz?
Bizler, bu topraklara misafiriz. Arkamızdan gelen nesillere çöplerle ve acımasızlıkla kirlenmiş bir mezbelelik mi, yoksa tüm canlıların uyum içinde yaşadığı bir cennet bahçesi mi bırakacağız?
Bu toprakların vicdanı olmaya davet ediyorum herkesi. Bir canlının çığlığını duymak, doğanın sessiz yardım çağrısına kulak vermek bir "insanlık ödevi"dir.
Gelin, Köyceğiz’in o eşsiz doğasını merhametle yeniden yeşertelim. Çünkü dünya, sadece onu kirletenlerin değil, ona sahip çıkanların mirası olacaktır.