Genetik Hafızada Kadın
Kadının daha insanlığın yaratılışından itibaren suçlanarak değersizleştirilip binlerce yıllık insanlık tarihinde bir çok toplumda aşağılanması, yok sayılması, lanetli görülmesi hatta öldürülmesi, bize bugün ki ‘Kadın’ a bakış açısını aslında çok açık anlatıyor. Tevrat'ta ve bazı ruhsal öğretilerde kadın yaratıldığı anda şeytana uyup elmayı Adem’e yedirmesi hikayesiyle, insanlığın Cennet boyutundan atılmasından sorumlu tutulmuştur. Devamında Kabil’in Habil’i paylaşılamayan kız kardeş yüzünden dünya üzerindeki ilk cinayetin işlenmesi, kadını daha da tehlikeli ve suçlu yapmıştır. Tarihte bilinen ilk mesleğin fahişelik olarak lanse edilmesi, çeşitli toplumlarda kızıl saçlı kadının ‘Cadı’ olarak anılıp’ lanetlenmesi ve yakılması, bir diğer toplumda kız çocuklarının diri diri gömülmesi, başka bir toplumda cariye olarak cinsel tatmin ve hizmet amaçlı kullanılması, bugün ki kadının kadınlığını ruhsal anlamda saklama, hatta reddetme dürtüsü ve bilinçaltında saklı olan büyük bir suçlulukla kendini değersiz hissetmesi çok ta şaşırılacak bir durum değildir.
Bilimsel olarak fizyolojimizi etkileyen genetik faktörlerin son birkaç senede sadece fizyolojik olarak değil ‘Genetik Hafıza’ olarak adlandırılan ve duyguların da genetik yollarla bize ulaştığı belirtilen çalışmalar ispatlanmıştır. Binlerce yıllık tarihte rol alan kadınların, yani atalarımızın, bizlere bıraktığı genetik duygu mirası, bugün ki kadının bilinçaltının ne kadar büyük yüklerle dolu olduğunu ve bu yükün bütün yaşamımızı etkilediğini görmemek büyük cehalet olurdu. Genel anlamda değersizlik duygusu ve kadın kimlik reddi olarak özetleyebileceğimiz bu durum, cinsel ayrım yapan toplumlarda daha fazla olmak üzere yetişmiş kadının kendini ifade etmemesi ve maruz kalabileceği tüm şiddet ve istismara göz yummasına neden olmuştur.
Kadın, dünyevi yükü yetmezmiş gibi, bir de bu görünmeyen yükü taşırken nasıl kendini gerçekleştirecek? Artık kadının bu görünmez zincirlerden kurtulması gerekmiyor mu? İnsanlık bu konuda ne zaman tekamül edecek?