Köyceğiz’de Zaman Ateşin Çıtırtısında Saklı Olan
Köyceğiz dendiğinde zihinde beliren o tablo artık bir coğrafyadan ziyade bir yaşam ideali haline geldi. Pencerenin dışında hafif bir Muğla yağmuru, içeride şöminenin o ritmik çıtırtısı, ayak ucunda kıvrılıp uykuya dalmış bir kedi ve elinizde yarım kalmış bir kitap…
Herkes gerçekten bunu yapıyor mu? Belki teknik olarak herkes değil. Modern hayatın hızı, ekranların ışığı ve bitmek bilmeyen "yapılacaklar listesi" çoğu insanı bu huzurdan mahrum bırakıyor. Ancak şunu biliyoruz ki; herkesin buna ihtiyacı var.
Neden Köyceğiz’i Arıyoruz?
Bizler, biyolojik olarak bu "hızlı" dünyaya uygun evrilmedik. Şehrin gürültüsü, sürekli bildirimler ve bitmek bilmeyen rekabet duygusu, ruhumuzu yavaş yavaş aşındırıyor. Köyceğiz veya benzeri "yavaş kasabalar" (cittaslow) bize bir şeyi hatırlatıyor: Durmak, bir kayıp değil; bir kazançtır.
Şömine: Sadece ısınmak için değil, ateşi izleyerek zihni arındırmak için.
Kitap ve Müzik: Dış dünyadan soyutlanıp kendi iç dünyana dönmek için.
Akşam Yemeği: Sadece yemek yemek için değil, anın tadını çıkarmak için.
Bu, bir lüks değil; bu bir hijyen meselesi. Zihinsel sağlığımızı korumak için kendimize bu "yavaş anları" borçluyuz.
Kendinize Bir Köyceğiz Köşesi Yaratın
Köyceğiz’de olmak harika bir ayrıcalık, evet. Ama fiziksel olarak orada olmasanız bile, o "Köyceğiz Havası"nı kendi yaşamınıza davet edebilirsiniz. Bu bir coğrafya meselesi değil, bir niyet meselesi.
Akşam eve geldiğinizde telefonu bir kenara bırakıp, sadece bir fincan çay alıp, sevdiğiniz bir müziği açtığınız o ilk beş dakika, aslında kendi Köyceğiz’inizi inşa ettiğiniz andır.
Çünkü eninde sonunda hepimiz aynı şeyi arıyoruz: Gürültüden arınmış, samimi bir huzur.
Küçük Bir Not
Unutmayın, o huzuru yakalamak için büyük bir şömineye ya da bir bahçeye ihtiyacınız yok. Bazen sadece kendinize ayırdığınız, dijital dünyadan koptuğunuz kısa bir zaman dilimi, en büyük şömineden daha çok ısıtır ruhunuzu.