Köyceğiz de Dalında Çürüyen Sadece Meyve mi, Yoksa İnsanlığımız mı?
Eskiler derdi ki; "Göz hakkıdır, dalından sarkanın tadına bakılır." Şimdilerde ise o sarkan dalların altına "yaklaşma yanarsın" tabelaları asılsa yeridir. Hele ki Köyceğiz gibi, toprağın her köşesinden bereket fışkıran bir yerde, yere düşen meyvenin hesabını sormak... İnsanın içini acıtıyor.
İstanbul’un kalabalığında, market raflarında "hormonlu mu, değil mi?" diye şüpheyle baktığımız o meyvelerin en alası burada ayağımızın altında. Ama ne garip bir tezat ki; pazar tezgahında ateş pahası olan o meyve, komşunun bahçesinde yerlere dökülüp çürümeye terk ediliyor. "Gel ye" demek bir yana, elini uzatana "Suyuna para veriyorum" denebiliyor.
Cömert Doğa, Cimri İnsan
Doğa hiçbir şeyi esirgemiyor; suyunu alıyor, güneşini alıyor ve bize ballı bir portakal, sulu bir limon sunuyor. Ağaç "Bu benim" demiyor, kuşlara, börtü böceğe, yoldan geçene sofrasını açıyor. Ama biz insanoğlu, mülkiyet hırsıyla o bereketin etrafına öyle duvarlar örüyoruz ki, o meyve orada çürüyüp gidince sanki daha değerli oluyor.
Asıl mesele meyve değil aslında; bir meyveyi paylaşamamak, bir gönlü paylaşamamaktır. "Kuşlar yesin, tavuklar yesin ama insan yemesin" mantığı, komşuluk hukukunun üzerine dökülmüş bir kova soğuk su gibidir.
Bir Avuç Mutluluk Çok mu Zor?
Paylaşmak, eksilmek değildir. Aksine, yerdeki o meyveyi bir çocuğun, bir komşunun elinde görmek; bahçenin bereketini artırır. O "yüz düşüren" sözlerin açtığı yara, hiçbir meyvenin tadıyla iyileşmez. Keşke toplasak, keşke yollasak, keşke "yerlerde ziyan olacağına birinin boğazından geçsin" diyebilsek.
Köyceğiz’in doğası cennet ama bu cenneti yaşanır kılan sadece ağaçlar değil, o ağaçların gölgesinde birbirine gülümseyen insanlardır. Unutmayalım; dalından düşen meyve toprak olur gider ama bir gönülden düşen "paylaşma" duygusunun telafisi zordur.
Bu yazı, yaşadığın o burukluğu dile getirirken belki birilerinin de içindeki "paylaşma" tohumlarını yeniden yeşertir.
