Geçmiş Geçmiştir
Geçmiş Geçmiştir
Kışın son günlerinden biriydi. Hani hava ne tam soğuk ne tam ılık… Henüz otuzlu yaşlarımızın başında olmamıza rağmen arkadaşımın dilinde en çok dolaşan şey, eskiye duyduğu özlemdi. Anlattıkça geçmiş; sanki daha sıcak, daha samimi bir yer oluyordu.
Dayanamadım, gülerek; “Sen ileride dijital hayatı kötüleyen, eski günleri öven tombul bir dede olacaksın,” dedim. Güldük ama o cümle bende kaldı. Eve gidince düşündüm: İnsan neden daha yaşlanmadan bile geçmişe özlem duyar?
Biraz okuyunca fark ettim ki bu aslında beynimizin işi. Evrim sürecinde beyin, hayatta kalmak için belirsizliğe karşı temkinli olacak şekilde gelişmiş. Atalarımız için bilinmeyen, risk demekti; bu yüzden beyin geleceğe karşı biraz kaygılı, geçmişe karşı daha yumuşak davranıyor. Amigdala dediğimiz bölüm tehditleri hızlıca algılıyor, diğer kısımlar durumu tartıyor. Yani içimizde sürekli küçük bir “dikkat et” sesi var.
Belki bu yüzden geçmişi hatırlarken zor kısımlar silikleşiyor. Bir restorana gidince eskiden oturduğumuz masayı seçmek istememiz bile tanıdık olana duyduğumuz bu güven duygusundan.
Bazen fizikten bildiğim şu fikir aklıma geliyor: Doğada her şey zamanla dağılmaya gider. Biz ise zihnimizde geçmişi toparlayıp daha düzenli bir hikâye haline getiriyoruz. Nostalji biraz da bu galiba.
O gün arkadaşıma bakarken aslında kendimi gördüm. Hepimiz biraz geçmişte dinleniyoruz, biraz geleceğe tedirgin bakıyoruz.
İleride ona diyeceğim: “Bak, daha otuzlarında dijitale burun kıvırıyordun, ben de seni anlatan yazıyı dijitalde yayımlamıştım.” O da muhtemelen, “O zaman öyle hissediyorduk,” diyecek.
Belki biz de bir gün, “Bizim zamanımızda telefonlar bile dokunmatikti,” diye başlayacağız söze.
Annemin dediği gibi… Geçmiş geçmiştir.
Sevgiler
