Vicdanın Susturulduğu Dijital Çağ
Düşünen İnsan mı, Düşünen Makine mi?
Son yıllarda hayatımıza sessiz ama güçlü bir misafir girdi: yapay zekâ. Ödev yapıyor, dilekçe yazıyor, proje çiziyor, analiz yapıyor… Hatta kimi zaman bizim yerimize düşünüyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Asıl mesele teknoloji değil. Asıl mesele, insanın yavaş yavaş düşünme zahmetinden vazgeçmesi.
Bugün bir öğrenci ödevini yapay zekâya yazdırıyor. Yarın aynı öğrenci hukuk fakültesini bitirip hâkim olacak. Karar verirken de hazır analiz mi bekleyecek? Bir tıp öğrencisi sınavlara yapay zekâ desteğiyle hazırlanıyor.
Yarın ameliyat masasında algoritma mı karar verecek? Eğer zihinsel kaslarımızı çalıştırmazsak, karar verme refleksimizi köreltirsek, yarının meslek sahipleri bilgiye sahip ama muhakemeden yoksun bireyler olabilir.
Yapay zekâ bilgi sunar ama bedel ödemez.
Yapay zekâ analiz yapar ama vicdan taşımaz.
Yapay zekâ hesap yapar ama sorumluluk almaz.
En tehlikelisi şu: İnsan, hazır cevaplara alıştıkça sorgulama yeteneğini kaybediyor. Araştırma zahmet, okuma yük, düşünme ise gereksiz görülmeye başlanıyor. Oysa medeniyetleri ileri taşıyan şey hazır cevaplar değil, zor sorulardır.
Bugün gençlerimiz bir soruyu araştırmak yerine saniyeler içinde cevabı alabiliyor. Hız kazandık ama derinliği kaybediyoruz. Bilgi çoğaldı ama hikmet azaldı. Herkes her konuda fikir sahibi, fakat kaç kişi gerçekten düşünerek kanaat oluşturuyor?
Teknolojiye karşı olmak çözüm değil. Ancak kontrolsüz teslimiyet de akıllıca değil.
Yapay zekâ bir araçtır. Ama araç, amacın önüne geçerse insan kendi üretme gücünü kaybeder. Kalemi tutan el zayıflarsa, imzayı atan da zayıflar.
Gelecekte en büyük sorun işsizlik değil belki de; düşünmeyen nesiller olacak. Çünkü karar mekanizması zayıflayan toplumlarda adalet de, bilim de, ekonomi de zayıflar.
Sorulması gereken soru şudur:
Biz çocuklarımıza bilgiye ulaşmayı mı öğretiyoruz, yoksa bilgiyi üretmeyi mi?
Yapay zekâ çağında asıl direniş, insanın kendi aklını korumasıdır.
Makine hızlanabilir. Ama insan derinleşmek zorundadır.
Teknolojiye teslim olan toplumlar güçlü görünür;
Düşünmeyi bırakan toplumlar ise güçlü kalamaz.
Ve unutmayalım:
Adalet algoritmayla değil, vicdanla sağlanır.
İnsan düşünmeyi bırakırsa, geleceği de başkasına bırakır.
