Halk Takvimi: Doğa'nın Kadim Rehberliği

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Halk Takvimi: Doğa'nın Kadim Rehberliği

Mart’ın son gününü devirip, Nisan’ın ilk sabahına merhaba dediğimiz bu günde dışarıda bildiğimiz o eski mevsimlerin yerini bambaşka havaların aldığını görüyoruz. Bir yanda hâlâ sert fırtınalar ve dinmeyen yağmurlar devam ederken, diğer yanda toprağın o sessiz uyanışı sürüyor. 

Modern dünya bize hava durumunu dijital ekranlardan sunsa da Anadolu insanı binlerce yıldır göğün gürlemesinden çiçeğin açmasına kadar her doğa olayını bir kılavuz kabul edip doğayı halk takvimi ile okumaya devam ediyor. Bu okuma biçimi, sadece havayı tahmin etmek değil; toprağın, suyun ve rüzgârın dilini sökebilmek anlamına geliyor. Bu kadim sisteme baktığımızda yıl iki ana mevsime ayrılıyor. 8 Kasım’da başlayıp 179 gün süren Kasım Günleri (kış yarısı) ve Hıdırellez ile başlayıp 186 gün süren Hızır Günleri (yaz yarısı).

Kışın Son Direnişinden Baharın Eşiğine

8 Kasım’da başlayan o çetin yolculuğun, yani Kasım Günleri’nin artık son düzlüğündeyiz. Dondurucu ayazıyla meşhur Erbain’i ve puslu sabahlarıyla dolu Hamsin’i geride bıraktık. Doğanın uyanışını müjdeleyen cemreler; önce 19-20 Şubat’ta havaya düşüp kışın keskin ayazını kırdı, bir hafta sonra suya düşerek derelerin buzunu çözdü ve nihayet 5-6 Mart’ta toprağa inerek gerçek uyanışı başlattı. Toprağın derinindeki tohumlar bu ısıyla gerindi, ağaçların gövdelerine can suyu yürüdü; artık budamalar yapıldı, ekim hazırlıkları yapıldı ve ruhumuza baharın kokusu dolmaya başladı.

Kocakarı Soğukları (Berdel'acüz)

Cemrelerin getirdiği o ilk yalancı bahar sevincimiz, Mart ortasında karşımıza çıkan Kocakarı Soğukları ile keskin bir şekilde bölündü. Genellikle 11-17 Mart tarihlerine denk gelen bu dönemde, toprağa düşen son cemrenin ardından gelen o dondurucu soğuk dalgasını hep birlikte iliklerimizde hissettik. İsmini, kışın bittiğine inanıp sürüsünü dışarı çıkaran bir yaşlı kadının, aniden bastıran fırtınada hayvanlarını kaybetmesi efsanesinden alan bu günler, bizi son kez uyardı: “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.”

“Kork Abril’in Beşinden, Öküzü Ayırır Eşinden”

Ancak halk takvimi bize henüz baharın tam olarak gelmediğini söylüyor. Çünkü daha önümüzde Abril’in Beşi var. Rumi takvime göre Nisan’ın beşine, miladi takvimde ise 14-18 Nisan civarına denk gelen bu dönem “Kork Abril’in Beşinden, Öküzü Ayırır Eşinden" sözü ile bizleri uyarır. Eskiden tarlada çift süren öküzlerden birinin, aniden bastıran ve camız kıran denilen o amansız soğuk yüzünden telef olmasını anlatan bu söz; bu soğuğun sadece basit bir serinlik değil, uyanan doğanın göreceği son büyük fırtına olduğunun uyarısıdır.

Yani cemrelerle ısınan doğa, Abril’in Beşinde gelecek son bir soğuk ile adeta son bir kez daha bizi sınayacak. Bu çetin dönemeç de aşıldıktan sonra tabiatın büyük uyanışı tamamlanacak ve 6 Mayıs’ta Hıdırellez ile Hızır Günleri’ne resmen adım atacağız. Toprağın bereketle taşacağı, doğanın canlandığı, yaz yarısının başladığı bu günler cemrelerin başlattığı o uzun yolculuğun sonunda nihayet doğanın uyanışı tamamlanacak.

Doğanın bu kadim döngüsünü bilerek yaşamak, Mart’ın ayazını da Nisan’ın fırtınasını da sabırla karşılamamızı sağlıyor. Çünkü biliyoruz ki her fırtınanın sonu, çiçek açan bir bahardır. Toprak uyandı, sular ısındı, hava yumuşadı... 

Şimdi sıra bizde; içimizdeki baharı yeşertme vakti.

Son Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız