Köyceğiz: Hayatın Yavaşladığı, Huzurun Başladığı Yer
İstanbul’un kalabalığından, gürültüsünden ve bitmek bilmeyen koşuşturmasından uzaklaşıp sessiz, sakin ve huzurlu bir sahil kasabasında yaşama hayali… Birçoğumuzun zaman zaman kurduğu, ancak çok azımızın gerçeğe dönüştürebildiği bir hayal.
Biz bu hayalin peşinden gideli üç yıl oldu.
Ve bugün geriye dönüp baktığımda şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Köyceğiz’de yaşamak, yalnızca bir yerde ikamet etmek değil; farklı bir yaşam biçimini seçmek.
Muğla, İstanbul’dan sonra gördüğüm en güzel şehirlerden biri. Yeşili, doğası, havası, bereketli toprakları, meyveleri ve kendine özgü doğal güzellikleriyle adeta yaşayan bir tabloyu andırıyor. Burada doğa, hayatın dışında değil; hayatın tam merkezinde. Belki de bu nedenle insan bir süre sonra buraya alışmaktan çok, buraya ait hissetmeye başlıyor.
Köyceğiz’in en güzel yanlarından biri, hayatın burada daha ulaşılabilir olması. Birbirinden güzel destinasyonlara kısa sürede ulaşabilmek, bölgenin sunduğu sosyal ve kültürel çeşitliliği de artırıyor.
Fethiye, Marmaris, Göcek, Akyaka ve Dalyan…
Her biri ayrı bir güzelliğe sahip. Deniz, doğa, yürüyüş rotaları, koylar ve açık hava aktiviteleri, özellikle doğayla iç içe yaşamayı sevenler için önemli bir yaşam kalitesi sunuyor.
Denizi seven biri olarak şunu söyleyebilirim: Bu coğrafyada doğa sporları ve açık hava etkinlikleri yalnızca boş zaman aktivitesi değil, aynı zamanda insanın ruhsal iyilik hâlini destekleyen bir yaşam alışkanlığına dönüşüyor.
Belki de bugün insanların büyük şehirlerden uzaklaşma isteğinin altında tam olarak bu arayış yatıyor: Daha az tüketmek, daha az koşuşturmak ve hayatı daha fazla hissetmek…
Peki ya Köyceğiz?
Köyceğiz’i özel kılan şey yalnızca doğal güzellikleri değil. Burada hayatın kendine ait bir ritmi var. Sabah yürüyüşleri, göl kenarında geçirilen zamanlar, sahil, küçük kafeler, balık ekmek, sohbetler… Bütün bunlar aslında çok sıradan gibi görünen ancak büyük şehir yaşamında giderek lüks hâline gelen küçük mutluluklar.
Köyceğiz’de insanların birbirleriyle kurduğu ilişki de dikkat çekici. Daha sakin, daha ölçülü ve daha naif bir sosyal hayat göze çarpıyor. İnsanlar kendi hayatlarını yaşarken birbirlerinin yaşam alanlarına daha fazla saygı gösteriyor. Bu durum, toplumsal ilişkilerde güven ve aidiyet duygusunu güçlendiren önemli bir unsur.
Köyceğiz’deki yaşamın en dikkat çekici taraflarından birinin de sosyal hayatın hızdan çok ilişki üzerine kurulması olduğunu düşünüyorum. Büyük şehirlerde zamanla yarışıyoruz. Burada ise zamanın içinde yaşamayı öğreniyoruz. Gerçekten cennette yaşamak mümkün mü?
Hayatım boyunca tatil beldelerinde yaşayan insanları şanslı bulmuşumdur. Çünkü tatil için gittiğimiz bir yerde birkaç günlüğüne yaşadığımız huzuru, onlar günlük hayatlarının bir parçası olarak deneyimliyor.
Köyceğiz’de üç yıl geçirdikten sonra bu düşüncem daha da güçlendi. Çünkü burada tatil ile yaşam arasındaki sınır oldukça inceliyor. Güne doğayla başlamak, kısa bir yürüyüş yapmak, gölün kenarında vakit geçirmek, denize ulaşabilmek, çevredeki eşsiz yerlere kolayca gidebilmek ve akşamı daha sakin bir atmosferde tamamlamak…
Bütün bunlar insana hayatın yalnızca çalışmak, kazanmak ve yetişmekten ibaret olmadığını hatırlatıyor. Belki de iyi yaşam, sahip olduğumuz şeylerin çokluğundan ziyade, hayatın içindeki küçük güzellikleri fark edebilme becerisidir.
Üç yılın sonunda bugün geldiğim noktada şunu hissediyorum: Bazı yerlere taşınırsınız, bazı yerler ise sizin hayatınızın bir parçası olur. Köyceğiz bizim için artık yalnızca yaşadığımız bir yer değil. Huzurun, doğanın, sade yaşamın ve kendimize ayırabildiğimiz zamanın adresi. Ve sanırım bir kez böyle bir hayatın tadını aldıktan sonra…
Kopmak gerçekten mümkün değil.