KÖYCEĞİZ'DE RAMAZAN
Ramazan, Köyceğiz’e her yıl başka bir sessizlikle gelir. Gölün sabah sisi, sahurdan sonra usulca kıyılara çökerken zaman yavaşlar; sokaklar, eski bir hatırayı dinler gibi dinginleşir. Burada Ramazan, yalnızca oruçla değil, hafızayla tutulur.
Gün batımına yakın, göl kıyısında ezanın yankısı suyla karışır. Kayıklar kıyıya yanaşır, dükkân kepenkleri acele etmeden iner. İftar sofraları büyük değildir ama bereketlidir; bir tabak çorba, ev yapımı ekmek, bahçeden koparılmış yeşillik… En kıymetlisi ise paylaşımdır. Komşu komşuya seslenir, “Bizde fazla var,” der; çünkü Ramazan, fazlayı çoğaltmanın değil, bölüşmenin adıdır.
Köyceğiz’in taş sokaklarında geçmişle bugün yan yana yürür. Bir yanda asırlık çınarlar, diğer yanda çocukların iftarı beklerken tuttuğu sayılar… Teravih sonrası çaylar demlenir, sohbetler uzar. Kimse acele etmez; çünkü bu kasabada vakit, insanın kalbiyle aynı ritimde akar. Bir selam, bir tebessüm, bir dua—hepsi birbirine eklenir.
Oruç, Köyceğiz’de yalnızca bedeni dinlendiren bir ibadet değil, ruhu da dinginleştiren kadim bir yolculuktur. Gün boyu süren sabır, insanın kendi iç sesini daha berrak duymasına vesile olur; telaş yavaşlar, kalp sakinleşir. Sofralar mütevazılaştıkça bereket artar, az olan çoğalır. Paylaşılan bir lokma, edilen bir dua rızkı yalnız evlere değil, gönüllere de taşır. Bu ayda oruç, sağlığı güçlendirirken aynı zamanda iç huzuru besler; insanın kendisiyle, komşusuyla ve hayatla yeniden uyum kurmasını sağlar.
Bu ayda dayanışma daha görünür olur. İhtiyacı olanın kapısı çalınır, ismi anılmadan yardım bırakılır. Göl rüzgârı, yapılan iyilikleri sır gibi taşır. Köyceğiz’de Ramazan, yüksek sesle anlatılmaz; sessizce yaşanır. Duygusu derindir, mistiği doğanın kendisindedir.
Ve bayrama yaklaşırken, gölün üzerinde beliren ilk sabah ışığı şunu fısıldar: Ramazan burada bir takvim yaprağı değil, ortak bir hatıradır. Her yıl yeniden açılan, kalpten kalbe geçen bir kapı…