BiR BAŞARI MANiFESTOSU
İnsan başardıkça neden yalnız kalır? Neden her emek, her adım, her ilerleme kalabalıklar tarafından ya görmezden gelinir ya da “abartma canım” diyerek sıradanlaştırılır? Aslında tuhaf olan başarının kendisi değil; başarıya verilen tepkidir. Çünkü toplum, çoğu zaman ilerleyeni alkışlamak yerine onu hizaya sokmayı tercih eder. Yükseleni kutlamak yerine, yükselişi anlamsızlaştırır.
Başarı, başkasının aynasıdır. İnsan, birinin başardığını gördüğünde ister istemez kendine bakar. “Ben neden yapamadım?”, “Ben nerede duruyorum?” soruları rahatsız eder. Bu rahatsızlıkla yüzleşmek yerine, daha kolay bir yol seçilir: Başaranın değerini küçültmek. Mizah burada devreye girer; başarıyı ti’ye almak, dalga geçmek, ironik cümlelerle küçültmek toplumsal bir savunma mekanizmasına dönüşür. Gülünür, ama gülenin içi rahatlamaz.
Toplum, eşitliği çok sever ama ilerlemeyi sevmez. Herkes aynı çizgide kaldığı sürece sorun yoktur. Ancak biri o çizgiyi aşarsa, “Bizden biri” olmaktan çıkar. Yalnızlık tam da burada başlar. Çünkü başarı, insanı kalabalıktan ayırır. Kalabalıklar aynı hızda yürür; biri hızlanırsa uyumsuz ilan edilir. Oysa mesele uyumsuzluk değil, cesarettir. Fakat cesaret bulaşıcıdır ve bu da korkutucudur. İnsanlar, başkasının cesaretinden ilham almak yerine, onu bastırmayı tercih eder.
Takdir meselesi de burada tuhaflaşır. İnsan, başardıkça daha çok alkış bekler sanılır ama gerçek hayatta tam tersi olur. İlk adımda tebrik gelir, ikinci adımda sessizlik başlar, üçüncüde ise yok sayma. Çünkü başarı süreklilik kazandıkça “olağan” kabul edilir. Toplum, emeği değil sonucu sever; sonuç da tekrar ediyorsa artık değersizleşir. Kimse perde arkasındaki yorgunluğu, bedeli, vazgeçilenleri görmek istemez. Görmek, empati ister; empati ise cesaret.
Yalnızlık, başarının yan ürünü olabilir ama ölçüsü değildir. Takdir görmemek, değersiz olduğunuzu değil; farklı bir yerde durduğunuzu gösterir. Başarı, kalabalıkların onayıyla büyümez. Parladıkça yalnız kalmak tuhaf değil; doğaldır. Tuhaf olan, parlamayanların karanlığı normal saymasıdır. İnsan başardıkça azalmaz, aksine seçilir. Herkesle aynı yerde duramamak bir kayıp değil, bir işarettir. Belki de sende hoşlanmadıkları şey, onlarda eksik olandır. O yüzden parlamaya devam et; gözlerini kısanlar çok olacak ama karanlık, ışığın suçu değildir.Sonuç olarak insan şunu öğrenir: Herkesle aynı yerde durarak kimse ileri gidemez, herkes tarafından sevilerek de kimse iz bırakamaz. Başarı, alkışla değil bedelle ölçülür; bu bedel çoğu zaman yalnızlıktır, sessizliktir, görmezden gelinmektir. Toplum, kendini aşanı ödüllendirmez; ona sabretmeyi öğretir. Bu yüzden başaran insanın en büyük sınavı, başkalarının onayını kaybettiğinde kendine olan saygısını koruyabilmesidir. Eğer yürüdüğün yol seni yalnızlaştırıyorsa, yanlış yolda değilsin; sadece herkesin cesaret edemediği bir yerdesin.
