KÖYCEĞİZ’DE UZUN İNCE BİR YOLDAYIM
UZUN İNCE BİR YOLDAYIM…
Muğla’nın o kendine has, çam kokulu rüzgârıyla yıkanan bir sabahında, ayaklarımın altında uzayıp giden kilit taşlı bir yoldayım. Hani Aşık Veysel’in o meşhur dizelerinde söylediği gibi; "Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece..." Ama bu sefer yol, sadece menzile varmak için kat edilen bir mesafe değil; insanın kendi içine, çocukluğuna ve unuttuğu o duru sessizliğe yaptığı bir yolculuk.
Sağımda, zamanın ve yağmurların yüzünü soldurduğu ama dik duruşundan ödün vermeyen taş bir duvar var. Solumda ise gökyüzüne uzanan serviler ve dallarından turuncu birer güneş gibi sarkan turunçlar… Doğanın bu cömert sergisi, modern dünyanın o gri, soğuk betonlarına inat fısıldıyor: “Buradayım, hâlâ nefes alıyorum ve seni bekliyorum.”
DURMAK VE HİSSETMEK

Şehirlerin karmaşasında, bitmek bilmeyen e-postaların ve "yetişmemiz gereken" sahte randevuların arasında asıl yolu ne zaman kaybettik? Bu yolun sonu nereye çıkıyor bilmiyorum; belki bir köy kahvesine, belki de masmavi bir koya… Ama aslında hiçbir önemi yok. Çünkü bu yolda yürümek, hedefin kendisinden daha kıymetli. Taşların arasındaki o küçük otların inadı, ağaçların arasından süzülüp yolu bir altın gibi parlatan o mahcup ışık; bize hayatın detaylarda gizli olduğunu anlatıyor.
BİR SADAKATİN SESSİZ NÖBETİ
Köyün en köşesindeki o derme çatma kahve masasında, önünde soğumuş çayıyla oturan yaşlı bir amcanın yanına ilişiyorum. Gözleri, o kilit taşlı yolun turunçlar arasından süzülüp gökyüzüne karıştığı en uzak noktaya kilitlenmiş. Bu köyde, bu ağaçların gölgesinde bir zamanlar nefes alan eşini, çocuklarını, dostlarını, yani hayatının tüm anlamını tek tek bu yoldan uğurlamış. Şimdi geriye kalan, kalbinin en derin köşesindeki o ince sızıyla, her taşı onlardan bir iz taşıyan bu yolda, onlara kavuşacağı o son ana kadar sessiz bir nöbet tutmak.
Onun bekleyişi, vuslatın değil, yoklukta bile sürdürülmeye devam eden sonsuz bir sadakatin en asil şarkısı. Yoldan geçen her yüreğe dokunan, onu her okuyuşta kendi içindeki o bitmeyen hasreti uyandıran bir veda şiiri gibi…
HENÜZ VAKİT VARKEN
Yaşlı amcanın o uzaklara dalan buğulu gözlerinde hepimize verilmiş sessiz bir ders gizli. O, yolun sonunda sevdiklerine kavuşacağı günü beklerken, bizlere henüz yolun başındayken sesleniyor:
Gelin, henüz o ince sızı yüreğinize düşmeden, hazır sevdikleriniz yanınızdayken şu anın tadını çıkarın; çünkü hayat, geri dönüşü olmayan o yolda biriktirdiğiniz "keşke"lerden değil, sevdiklerinizle paylaştığınız sımsıcak "iyi ki"lerden ibarettir.
"Hayatın o uzun ve yorucu yollarında, ayağım bir taşa takıldığında değil; ruhum yorulup gölgeni aradığımda anlıyorum. Dünyadaki telaşımın içinde sığındığım o en huzurlu limana. İyi ki varsın..."